ads

23 Mar 2011

Savaşın Kaderi ve Nusrat (Nusret) Mayın Gemisi -2-

çanakkale savaşları
BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Çanakkale Deniz Savaşları ve Nusrat Mayın gemisi isimli yazımızın ikinci bölümünü nerede keseceğimi gerçekten bilemedim. Bu eşsiz destan, tadına duyulmaz bir eserle "Diriliş 1915 Çanakkale" isimli kitapla büyük usta Turgut Özakman tarafından kaleme alındı. Hem bu destansı savaşı unutmamak hem de bu değerli eseri tanıtmak adına yazımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Tüm Şehitlerimize Dualarımızla...

17 MART akşamı kimse, ertesi günün hiç yaşanmamış, yaşanamaz bir gün olacağını, yerle göğün birbirine karışacağını, denizin bile tutuşacağını bilmiyordu. Ama büyük günün yakın olduğu seziliyordu.

Hava yumuşamış, denizin hırçınlığı azalmıştı. Bu sonuçsuz didişme sürüp gidemezdi. Bugün yarın büyük hesaplaşmanın başlaması gerekirdi.

Güzel sesli askerler topların üzerine çıkarak yatsı ezanını okumaya başladılar. Tabyalardan ve bataryalardan ezan sesleri yükseldi, yatsı saatinin dokunaklı sessizliği içinde kaynaşıp yayıldı, büyüdü, için için bahar şenliğine hazırlanan tepeleri, vadileri okşayarak Boğaz'ı dolaştı. Namaz topluca kılındı.

Allah'tan yardım dilemeyi hak edecek kadar çok çalışıp hazırlanmışlardı. Yoksa yardım istemeye yüzleri mi olurdu? Bütün yürekleriyle zafer dilediler.

18 MART 1915 Perşembe. Gün doğumuna az var.

Hava çok güzel. Hafif bir lodos rüzgârı esiyor.

Yeni, eski, büyük, küçük, çeşitli savaş gemileri, torpidobotlar, motorlar, mayın arama-tarama gemileri, Bozcaada'nın kuzeyinde toplanıyorlar.

Yakın tarihin en büyük armadası oluşuyor.

Gece savaş alanını denetleyen mayın filosu da, havacı Brodie gibi, girişten Kepez yakınına kadar savaş alanının temiz olduğunu ı etmişti. Mayın hatları Kepez yakınında başlıyordu. Bugün tabyalar susturulacak ve mayın hatları temizlenecekti.

Gemiler demir almaya başladılar.

19 Mar 2011

Savaşın Kaderi ve Nusrat (Nusret) Mayın Gemisi -1-



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Tarihin en eski milletlerinden biri, ateşten geçerek, kan içinde, bir daha uyumamak, benliğini unutmamak, kandırılmamak, sömürülmemek, ezilmemek, ölmemek üzere çığlık çığlığa diriliyordu.

60 dakika ölüm, yıkım, kıyım kustular.
Asker korunmak için toprağa girdi, karıştı, toprak oldu sanki.
Bombardıman sona erdi. İngiliz birlikleri batı ve orta kesime, Fransızlar doğu kesime taarruza kalktılar.
Askerler, savaşmak için taşın ve toprağın altından, ölüler canlanır, ruhlar ete kemiğe bürünür gibi doğruldular.
Ürpertici bir andı.


Bu küçük kuvvet, uzun süngüleriyle İngiliz taburunu karşıladı, kendinden üstün birliği dağıttı, sağ kalanları Sığındere ağzına kadar kovaladı.
Takımın komutanı teğmen, takımıyla birlikte koşuyor, bir yandan da "Sömürgelerde acı çeken, soyulan, korkudan titreyen, uyanmasına izin verilmeyen, el ayak öpen, uşaklık yapan tüm zavallılar şu tavşan gibi kaçan İngilizleri görseydiler" diye düşünüyordu.
Çanakkale Savaşı, hiçbir devletin, hiçbir ordunun, hiçbir silahın, yurt sevgisinden ve milli onurdan daha güçlü olmadığını, olamayacağını öğretmekteydi.
Bu büyük gerçek her gün bir kez daha kanıtlanıyordu. Bunu yaşamak herkese yıkılmaz özgüven veriyordu. Bundan sonra bir dış kudretten, ancak Çanakkale'yi yaşamayanlar, milli tarihi okuyup kavrayamayanlar ile onursuzlar ve satılıklar korkacaktı.

(Turgut Özakman - Diriliş Çanakkale 1915 Kitap Kapağı)

Çanakkale Deniz Savaşları Zaferi olan 18 Mart'ta tüm şehitlerimizi dualarımızla yad ediyoruz. Büyük usta Tugut Özakman'ın kaleminden çıkan Diriliş'ten en etkileyici bir bölümü sizlerle paylaşmaktan gurur duyuyoruz:

(Sayfa 75)

Savaş ve mayın gemileri ile orta bölgedeki bataryalar arasındaki didişme 5 ve 6 Martta da geceli gündüzlü sürdü. O gösterişli, ünlü donanma, o küçük gördükleri kimi gizli, kimi gezici bataryaları bulup susturamıyor, bu yüzden mayınları imha etmeyi başaramıyordu. Çakılı bataryalar tepe gerilerindeydi. Düz yollu gemi topları bunlara etki yapamıyordu. Gezici bataryalar ise sürekli yer değiştirerek düşmanı şaşırtıyorlardı.

Sahte bataryalar ise bir âlemdi. Bunların mürettebatı asıl bataryaları korumak için kendilerini feda etmeye hazır bir çavuşla birkaç erden oluşuyordu. Ateş etmiş gibi duman salarak düşman ateşini üzerlerine çekiyorlardı.



Amiral Carden'in (ingiliz amirali) sinirleri bozulmaya başladı. 7 Martta Boğaz'ı zorla geçmenin provasını yapmaya karar verdi.

4 Fransız, 2 İngiliz büyük savaş gemisi, çevrelerinde koruyucu olarak yer alan muhrip ve torpidobotlar Boğaza girdi. Mayın hatlarına yaklaşmadan savaş düzeni aldılar. Fransız gemileri orta bölge bataryalarını ateş altına alarak 2 İngiliz zırhlısını koruyacak, 2 İngiliz zırhlısı da 16.000 metre uzaktan Kilitbahir ve Çanakkale tabyalarını bombardıman edecekti. Mayın tarama gemileri de bu ateş cehenneminden yararlanarak mayın toplayıp patlatacaklardı.

Fransız gemileri ile orta bölge bataryaları arasında çok sıkı bir düello başladı. İngiliz zırhlıları da sabit hedef olmamak için geniş çemberler çevirerek ateş saldırısına geçtiler.

Ana tabyaların ilk ateş sınavıydı bu.

Mürettebat ateş yoğunlaşınca sığınaklara çekiliyor, azalınca ya da düşman atışa ara verince topbaşı ediyordu. Savaş kızışınca sığınaklara çekilmediler. Ateş altında da topbaşında kalarak karşılık vermeye koyuldular.

Vurulanın yerine ânında yedeği geçiyordu.

Savaş çok hızlanmıştı.

Büyük mermilerin cephanelikten kaldıraçla alınıp kapı önünde küçük vagona yüklenmesi, vagonla topun yanına taşınması, topun asansörüne verilmesi, yukarı çıkarılması, topa yerleştirilmesi Mecidiye'deki askere iyice uzun gelmeye başladı. Sabırları taştı, yürekleri köpürdü; 190 kilo, 215 kilo ağırlığındaki mermileri, cephaneliğin kapısı önünde kaldıraçtan sırtlarına alıp koşa koşa topların asansörlerine taşımaya başladılar.

Mermilerin ağırlığından kemikleri çatırdıyor, kasları eziliyor, her yanlarından ter fışkırıyordu. Bu sırada öteki askerler de ciğerlerinin olanca gücüyle tekbir getirerek arkadaşlarının canına canlarını katıyorlardı. Olağanüstü bir durumdu. Teğmen Fahri gözyaşlarını tutamadı.

Asker, silahlarının eskiliğini ve yetersizliğini, inancı ve özgüveni ile aşıyordu.

Yoğunlaşan, hızlanan Türk ateşi Birleşik Filoyu ürküttü. Kısa süre içinde iki İngiliz zırhlısının kuleleri sakatlanmış, birinin komutanı yaralanmış, ötekinde büyük bir delik açılmıştı. Filo saat 15.00'te ateşi keserek Boğaz'dan uzaklaştı.

Türkler hiç top kaybetmemiş fakat Rumeli Mecidiyesi'nin kışlası yıkılmış, Çanakkale'de bir mahalle yanmıştı.

4 şehit, birçok yaralı vardı.

Müstahkem Mevki Komutanı, ilgili subaylar, Amiral von Usedom (Alman General - Osmanlı Ordusunda) ve Merten Paşa yeni savaş karargâhındaki gözetleme yerinden dört saatlik kesintisiz savaşı ayaklı, büyük dürbünlerle izlemişler, gerektikçe tabya ve bataryalarla konuşmuşlardı.

Uzaklaşan gemilerin ardından mutlulukla baktılar. Tüm topçular bugün çok iyi bir sınav vermişti.

Cevat Paşa tabyalara ve bataryalara telefon ederek hepsini kutladı.

Topçuların tavrı Amiral von Usedom'a oldukça güven verdi. Ama onun aklı uzun menzilli, zırh delici mermilerin azlığına takılıp kaldığı için hâlâ tam rahat değildi. Asıl saldırıyı karşılamaya topçuların fedakârlığının yetmeyeceğini düşünüyordu.

Merten Paşa deniz savaşının başlamasından bu yana düşman filosunun hareketlerini izlemekteydi. Büyük gemiler çeşitli hareketler için Erenköy körfezini kullanıyorlardı. Burasının büyük bölümü uzun menzilli, ağır Türk topları açısından ölü noktaydı. Gözetleme yerinden çıkarken Cevat Paşaya o kesime mayın dökmeyi önerdi. Öyle sıradan bir şey gibi söylemişti ki bu önerinin tarihin akışını etkileyeceği düşünülemezdi.

8 Mar 2011

Ferrari Filminin Yorumu


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Enzo Ferrari filmini ilk kez üniversitede bir eğitim sırasında izlemiştim. Eğitimcinin filmi bizlerle paylaşma sebebi Ferrari fabrikasının sahibi Enzo Ferrari'nin bu efsane markayı yaratırken gösterdiği irade ve istekti. O dönemde filmin tamamını izleyememiştim ama uzun uğraşlar sonucunda bu filme tekrar ulaştım.

Enzo Ferrari'nin bir gazeteci ile röportajıymış gibi başlayan film, ilk olarak Enzo'nun çocukluk günlerine gidiyor. İlk otomobillerin (FIAT) onun düş dünyasında yarattığı kıvılcımları izlettiriyor. Yaptığı tahtadan arabayla yarışırken "daha hızlı daha hızlı" diye bağırması hem hırsını hem de inancının yansımasıydı.

İnancının diyorum çünkü, Enzo yıllar sonra Torino'ya dostu Beppe'nin yanına gittiğinde bir kafede buluşacak olurlar. Buluşmaya gittiği sıra Laura ile kaza sonucu çarpışırlar. Enzo bu çarpışma sonrası özür dileyen Laura'ya bir buluşma teklif eder. Laura bunu düşüneceğini söyleyip ortamdan ayrılır. Onun arkasından bakan Enzo tıpkı küçüklüğünde araba yarışı sırasında yaptığı gibi yine kendi kendine söylenerek "dön , dön , dön" der ve Laura geriye döner.



Aklına güvenen ve insanları hayalleri doğrultusunda yönlendirebildiği inancı güçlenen Enzo, Ferrari fabrikasını kurar, hedeflerine ulaşır. Ancak artık Enzo için hesap vakti gelir. Yaşı ilerlemiş olgunluk dönemine ulaşmış Enzo'nun evlilik dışı bir birlikteliği daha vardır ve o birliktelikten birde oğlu vardır. Laura'dan olan oğlu Dino Ferrari ise ciddi bir kas hastalığına yakalanmıştır. Oğlunun hastalığı karşısında, hedefleri için sert adımlar atarak yükselen Enzo Ferrari çaresiz ve güçsüz kalır.

4 Mar 2011

Gönül Sırları - Halil Cibran / Kitap Tanıtımı


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.


Halil Cibran ismini birçok kez duymuş ancak hiçbir kitabını okumamıştım. 1883-1931 yılları arasında yaşamış Lübnanlı Halil Cibran, felsefe yazarlığı, romancılık, şairlik ve ressamlık icra etmiş.

Elimdeki "Gönül Sırları" isimli eseri, şiir diliyle yazılmış felsefi öykülerden oluşmakta. Çoğu bölümünü tekrar tekrar okumak gerektiğini düşündüğüm bu eseri, bir seferde okuyup değerlendirmek güç. Ancak anlaşılması en kolay ve en etkileyici bölümlerinden biri olan 25. sayfadan başlayan şu bölümü sizlerle paylaşmak isterim:

... Sakin ol kalbim, şafak sökene dek sakin ol.

Sakin ol, çünkü ölü şeylerin pis kokularıyla doludur uzay boşluğu ve bu yüzden içine çekemez senin nefesini.

Sakin ol kalbim ve kulak ver sesime.



Daha dün bir gemiye benziyordu düşüncelerim, denizin dalgaları arasında bir o yana bir bu yana sallanan, ve rüzgarlarla beraber sahilden sahile sürüklenen.

İçi boştu gemimin, sadece yedi küçük şişe vardı, içleri yedi çeşit renkle, hem de gökkuşağının renkleriyle dolu.

Bıkmıştım denizin üzerinde oradan oraya sürüklenmekten, ve bir an geldi ki şöyle dedim kendi kendime:

"Düşüncelerimin bu boş gemisiyle döneceğim doğduğum kente."

Ve her iki yanını yedi renkle boyamaya başladım gemimin, dalgalar arasında seyrederken.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...