ads

31 Oca 2011

Akıcı Konuşmak İçin 5 Önemli Taktik



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Bir fikri, düşünceyi veya duyguyu ifade etmek kolay olabilir, fakat bunu güzel bir şekilde dile getirmek zordur. Dikkat edildiğinde etkili bir konuşmanın en belirgin özelliği karmaşık olmasından ziyade, çok doğal yani akıcı olmasıdır. Demek ki güzel ve etkili konuşmanın yolu, akıcı konuşmaktan geçer. Diliniz sürçmeden, tıkanmadan, takılmadan, konuşmak bir pratik işidir aslında. Aşağıda gösterilen yöntemler sayesinde akıcı konuşma kabiliyetinizi geliştirebilir ve insanlarla etkili bir şekilde iletişim kurabilirsiniz.

Yorumlamak

Akıcı konuşmayı geliştirmek için yorumlama egzersizi çok faydalıdır. Etrafınıza bakın, gördüğünüz herhangi bir kişiyi, cismi , olayı, olguyu ele alın ve onun hakkında sesli bir şekilde yorum yapmaya çalışın. Yorum yaptığınız obje ile başlayarak git gide onunla alakası olduğunu düşündüğünüz farklı konulara atlayabilirsiniz.

Mesela tavanda asılı duran lambayı ele alalım. Lambaya baktınız ve duraksamadan yorum yapmaya başladınız: "Lambaya bakınca insanın ışığa olan ihtiyacını görebiliyoruz. Işık olmadan insan hayatta kalamazdı. "Hayata gözlerini yummak" deyimi bile, ışıksız kalmanın ölümle ne kadar alakalı olduğunu gösteriyor. Sadece fiziksel anlamda değil, "ışık" kelimesi fikri ve manevi boyutta da insanın diriliğini vurgular. Dünyamızı aydınlatmak için lambaya ihtiyaç duyduğumuz gibi, zihnimizi aydınlatmak için bilgiye, kalbimizi aydınlatmak içinde sevgiye ihtiyaç duyarız..."

Tarif Etmek

Tarif etme egzersizi kısaca, bulunduğunuz ortam hakkında bilgi vermekten ibarettir. Bulunduğunuz yer neresi olursa olsun, onun hakkında duraksamadan konuşmak, neresinde nelerin ve nasıl olduğunu anlatmak akıcı konuşma kapasitenizi geliştirecektir. Bu egzersiz her yerde yapılabilir, hatta hayalinizdeki bir odayı, koridoru, bahçeyi, meydanı, adayı, gezegeni vs. bile tarif edebilirsiniz.

Mesela bu yazıyı yazarken bulunduğum ofisi tarif edeyim: "ofisim şehir merkezindeki mütevazı bir iş hanının dördüncü katında yerleşmektedir. İçeri girdiğinizde dikkatinizi çeken ilk şey, ofisin içindeki herhangi bir şey değil, dışarıda, büyük pencerenin hemen dibinde yükselmekte olan minarenin yakınlığıdır. Oturduğum yerin sağında, lepistes balıklarının neşeyle gezindiği gösterişli bir akvaryum vardır..."

30 Oca 2011

Opus 61 Nihat Genç Kitap Yorumu




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Ormanları yakıyor,  gencecik çocukları mayınlıyorlar ve şehri yağmalıyorlar.  Çapulcuların işgali sürüyor.  En tepedeki yazardan kaldırımda slogan atan gence kadar herkes yaka paça içeri tıkılıyor.  Dünya tarihinde eşi görülmemiş basın cezaları,  4 milyar dolar,  cezayı hangi yasaya göre kestiğini açıklayamıyor,  yazarları niçin içeri tıktığını suçuyla belgesiyle söylemiyor, medyadan hukuka bir siyasi 'tırpan' kelleleri uçurarak Türkiye'yi esir almak istiyor.  Memleketimde bir konuşmam var, yarın yola çıkmak zorundayım. şimdi sahilden yirmi otuz kilometre içerde sıralanmış tepelerde yüzlerce yaylanın çiçeklerinin her biri beni bekliyor...

Opus 61 kitabı bu kapak yazısı ile satışa sunuldu. Nihat Genç'in 19. kitabı olarak raflardaki yerini aldı. Daha önce Veryansın,  Aşk Coğrafyasından Konuşmalar, Kompile Hikayeler isimli kitaplarını okuduğum Nihat Genç'in bu kitabını çok kısa olarak tanıtmam gerekse iki ayrı kitabın bir araya gelmiş hali derim. Bir yanda siyasete çok bulaşmayan denemeleri, bir yanda siyasete alabildiğine giydiren yazıları aynı kitapta buluşmuş.

Nihat Geç kitaplarında siyasi eleştirilerini okumaktan, hep daha çok zevk aldım; onu böyle tanıdım çünkü... Hepimizin bildiği yaşadığı siyasi bir tramvayı (Mavi Marmara - Baykal'ın Kasedi - Kpss Skandalı) betimlemelerle anlatır ve hiç fark edemediğimiz yanlarını gösterdiği için, Nihat Genç'i sevdim. Bu tarz yazarların yazdığı yazılar, başlarını her dönemde derde sokmuştur ama okuyucu da onları bu cesaretlerinden dolayı sevmiştir.

Okuyucu bağırmaktan korktuğu için okuduğu yazar bağırsın ister, isyan etmekten korktuğu için, o korkmasın yazsın ister. Adil yada değil ama bu böyledir. Yoksa nice yazar giderken mahkeme salonlarına, arkalarını hep boş bulmalarını nasıl açıklarız ki ?

İşte Nihat Genç'in Opus61 kitabı o susmuş ağızlara ses, sinmiş yüreklere cesaret niteliğinde...

24 Oca 2011

Sakıncalı Piyade Kitabı Tanıtımı ve Uğur Mumcu



Uğur Mumcu katledildiği gün doğan çocuklar 5 gün sonra reşit olacaklar. Devlet halen rüştünü ispat edemedi. (tüyocu - twitter / 19 Ocak 2010)
BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu'yu ziyaretleri sırasında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, "cinayeti çözmenin, devletin namus borcu olduğu"nu belirterek adeta namus sözü verdiler (1993). Suikastçı ve arkalarındaki güçler Ocak 2011 itibarıyla hâlâ net bir şekilde açığa çıkarılamadı.

Uğur Mumcu'nun zihinlerimize kazınmış eserlerinin başında "Sakıncalı Piyade" isimli kitabı gelir. Kitap Rutkay Aziz tarafından tiyatro oyununa da çevrilmiştir. Bu kitap hakkındaki önsözde Aziz Nesin şöyle diyor:

"Ellerin dert görmesin Uğur Mumcu! "Sakıncalı Piyade"yi yazdığın için, eline sağlık, ağzına sağlık, canına sağlık...

Kendi yazdıklarıma gülemem. Ama senin yazılarını gülerek okudum. "Acı acı gülmek" deyimi vardır ya, işte öyle, acı acı güldüm.

Bir yazında anlattığın olayın sonunda, tıpkı halkımızın ağzıyla "Güler misin, ağlar mısın?" diyorsun. Yazılarını okurken , içimde, gülmekle ağlamak arası bir burukluk duydum. Üstelik, otuz yıl önceleri , askeri mahkemeler ve sıkıyönetim mahkemeleri önünde yargılanışımı da anımsadım. Hemen hemen aynı şeylerdi başımıza gelenler. Yalnız arada otuz yıllık zorunlu bir takvim ilerlemesi olduğu için, bizi yargılayanlar çok daha serttiler ve katıydılar. Örneğin sıkı yönetim mahkemesinde bir sanığın bir avukatın savunabilmesi için, buna sıkıyönetim komutanlarının izin vermesi gerekirdi. Sıkıyönetim komutanlarına avukat beğendirmek zordu. Bu yüzden avukatlar, sıkıyönetim sanıklarının avukatlığını almak istemezlerdi. Seksen yaşındaki babam, avukat yazıhanelerini kapı kapı dolaşıp beni savunacak avukatı boşu boşuna aramıştı...

....bence Sakıncalı Piyade'nin gülmece olarak başarısı, yaşanmış olaylardaki gülmeceyi somutlaştırmış olmasıdır. Bu bakımdan Sakıncalı Piyade yakın geçmişimizin en yağlı kara lekesi olan 12 Mart'ın ıcığını cıcığını çıkaran belgesel bir yapıttır..." (Aziz Nesin)

Bayraklı Sınıf Tahakkümü ( Sakıncalı Piyade - Sayfa 15-20)

19 Oca 2011

3 Mantık ve Zeka sorusu ve 1 Hikaye



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

(Soruların yanıtlarını yorumlar kısmında birkaç gün içinde paylaşmış olurum)

İki Kutu

İki kutunun üzerinde A ve B etiketleri bulunuyor.

A kutusundaki etikette şu yazılıdır:

"B kutusunun üstündeki ifade doğrudur ve altın A kutusundadır."

B kutusundaki etikette şu yazılıdır:

"A kutusunun üstündeki ifade yanlıştır ve altın A kutusundadır"

Kutuların birinde altın olduğunu varsayarsak, altın hangi kutudadır ?



Sakallı

"Ben sadece sakallıyı tanıyorum" dedi

Esin: "Adı neydi?"

Zeynep: "Kendin bul" diyerek şunları söyledi.

"İkisi evlidir, ikisi mavi gözlüdür, ikisi sakalsızdır. Sakallının kahverengi gözleri vardır. Ahmet'in karısı Okan'ın kız kardeşidir. Bekar olan ile Yusuf'un gözleri aynı renktir. Üçü de delikanlı çocuklardır"

Sakallının adını bulun...

13 Oca 2011

Trendeki Yabancılar Kitabı ve Filminin Yorumu



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Trendeki Yabacılar isimli eser polisiye romanın kraliçesi olarak adlandırılan Patricia Highsmith'in ilk eseri. Eser aynı isimle 1951 yılında Alfred Hitchcock tarafından sinemaya da uyarlanmış.

Bu eserin hem kitabını okudum hem de sinema filmini izledim. Bir çok kitaptan sinemaya uyarlamada olduğu gibi bu eserde de kitap ve filmi arasında ciddi farklılıklar var.  Önce bu eserin kitabından ardından filminden bahsedelim.

Eseri okurken bazı olayları kafamda canlandırmakta zorlandım. Bunun sebebi olarak düşündüklerim: Kitabın 1950 yılında yazılmış olması ve yaşım sebebiyle bazı konularda bilgi eksikliğim olabilir. Örneğin kitapta bahsedilen tren kopartmanı için hayalimde canlandırdığımla filmdeki çok farklı ve bu farklılık önemli bir ayrıntıydı. Bu farklılık öyle bir kopartmanı hiç görmemiş olmamdan kaynaklanmakla birlikte kitapta yer tanımlarının zayıf olmasından da ileri gelmektedir.

Örneğin:
"...Guy çoktan bitirmişti projeyi, gelgelelim büyük mağaza düşüncesi, işlevsellik üstüne düşünmeyi kaçınılmaz kılıyordu. Sabah boyunca eski çizimlerini sildi, kalemlerin uçlarını sivriltti, müşteriye kaba saba bir fikir verebilmek için bile daha dört beş gün, yani gelecek haftanın ortasına kadar çalışmak zorunda olduğu sonucuna vardı.

Charley Bruno da gelecek bu gece, diye seslendi o akşam Anne mutfaktan."

Aniden mekan ve zaman değişmesi akıcılığını örseleyen yanı gibi göründü gözüme. Ancak böyle eleştirileri yaparken Patricia Highsmith'in bu unutulmaz eserini küçümseme gibi bir konuma düşmeyi asla istemem. Böyle bir yeteneğim olduğunu da düşünmem. Yalnızca bu eseri ilk aldığım an daha yoğun psikoloji içerdiğini düşünmüştüm. O sebeple bir şaşkınlık yaşadığımı itiraf edebilirim.

Yada kitabı okurken heyecanımı kaybetmemin en büyük sebebi katilin gizlenmemiş olması da olabilir. Bugüne kadar okuduğum tüm polisiye romanlarda polis gözünden ilerledim. Suçu işleyeni bulabilmek için sürekli merakla sayfaları çevirdim. Ancak Trendeki Yabancılar'da katilin gözünden romanı okuyorsunuz.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...