ads

29 Kas 2010

Osman Aysu - Casus Kitabı Yorumum


Polisiye romanın temelinde suç vardır. Bu suçun işlenişi işe o polisiye roman yazarının üslubudur. Suçu anlatan romanlar, klasik polisiye, kara roman, casus romanları, gerilim romanları diye kendi aralarında türlere ayrılırlar.

Kara roman bunların arasında oldukça özgün bir konuma sahiptir. Kara romana örnek olarak Ahmet Ümit romanlarını verebilirim. Eserlerinin her birinde kara romanın özelliği olan sosyal ve ekonomik bir nedenden ötürü suç vardır. Klasik polisiye; çok bilinmeyenli bir cinayet bilmecesinin çözümüne dayanır. Klasik polisiyeye örnek olarak daha önce blogumda tanıtımını yaptığım Agahta Christie'nin Fare Kapanı isimli romanını verebilirim. Casus romanları devlet yada şirketler düzeyinde işlenen bir suçun işlenişidir.

Casus romanına örnek olarak, ilk kez bir kitabını okuduğum Osman Aysu'nun Casus isimli kitabını verebilirim. Kitap kendi türünde başarılı bir eser. Aksiyon, hız, gizem birbiriyle iyi harmanlanmış. Ama şahsi fikrim daha çok bir çizgi romanı anımsatıyor hikaye.

25 Kas 2010

Cariyenin Kızı Mihrimah - Demet Altınyeleklioğlu Kitap Yorumum

BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Daha önceden soluksuz okuduğum ve çok etkilendiğim, yorumunu da blogumda paylaştığım "Moskof Cariye- Hürrem"den sonra, Osmanlı hanedanının 2. kitabı olan "Cariyenin Kızı Mihrimah"ı  da tez elden edinip okudum.

Aynı etkiyi, coşkuyu tabiki bu kitabında da yakaladım. Hürrem, Demet Altınyeleklioğlu'nun yazarlığa ilk adımını attığı eseri, ilk eserinde böyle bir başarı yakalamış olması gerçekten inanılmaz. Üstelik tarihteki en zor karakterlerden birini yazarak! Kitapların yazılmasında tarihi kaynaklar,belgeler ve olaylar elbetteki çıkış noktası olarak kullanılmış, kurguya yön vermiştir ancak bu kitapları tarihi roman olarak sıfatlandırmak kısmen doğru olmaz. Yazarın kitabın girişinde de belirttiği gibi, karakterler birer tarihi fantezilerdir ve daha çok, baş karakter olan kadınları irdeler, onların iç dünyalarına yolculuğa çıkarır sizi.


24 Kas 2010

İskender Pala - Şah Sultan Kitabı Yorumum



Bu aralar tarihi romanlara ilgim oldukça artmış durumda. Demet Altınyeleklioğlu'nun "Hürrem" ve "Mihrimah" adlı kitaplarıyla başlayan tarihi roman okuma sevdam, son günlerde yeni çıkanlar raflarında gördüğümüz İskender Pala'nın son eseri "Şah & Sultan" ile devam ediyor.

Dönemin şehzadesi Selim (Yavuz Sultan Selim) ile, İran Şahı İsmail'in hayatları boyunca birbirlerine karşı hiç bitmeyen mücadelesi, büyük Çaldıran Savaşı. Müslüman'ın müslümanı öldürdüğü, kardeşi kardeşe kırdıran bir savaş. İktidar hırsının gözleri kör edişi, ödenen bedeller, dökülen kanlar, yaşanamayan aşklar...

22 Kas 2010

The Prestige filmi izlenimlerim



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Tavsiyesi üzerine izlediğim "The Prestige", izlediğim tüm filmlerin en iyileri listesi yapsam, kurgu ve zekasıyla en üstlerde yerini alır. İnsan egosunun ve hırsının nerelere varabileceğinin anlatıyor.

Film Christopher Priest'in Londra'da 19. yüzyıl sonlarında yaşayan iki sihirbazın öyküsünü anlattığı 1995 yılında yayımlanan, aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmış. Roman sihirbazlığı; "vaat, dönüm noktası ve prestij" olmak üzere üç evrede ele alır:

Vaat, sihirbazın yapacağını vaat ettiği sihrin sunumu.

Dönüm noktası; Nesnelerin tanıtımı, gerekli hazırlık, seyircinin heyecanlı bekleyişi.

Sihirbazlığın en üst noktası prestij; vaat edilen sihrin gerçekleştiği an, şaşkın ve hayran bakışlarla seyircinin alkışlaması.

KONUSU: Film, 19. yüzyılda hızla değişmekte olan Londra'da başlar. Sihirbazların ileri derecede saygı duyulan ve gizemli kişiler olarak kabul edildikleri bu dönemde, Genç sihirbazlar olan Robert Angier (Hugh Jackman) ve Alfred Borden (Christian Bale) şöhret olma yolundadırlar. Angier'in eşi Julia Piper Perabo yaptıkları bir gösteri sırasında kaza sonucu ölünce, Angier olaydan Borden'i sorumlu tutar. Bu olay iki sihirbazın arasında ömür boyu sürecek olan düşmanlık ve rekabetin başlangıcı olur...

15 Kas 2010

Minik Serçe Direnişi...


Denizli'nin Sarayköy ilçesinin dereye nazır bir köy evinde doğdu. Adını "Fatma" koydular.

Şalvarlı bir hayattan, İzmir'e göç edince mini eteğe geçti. İçinde sanatçı ruhu, çevresinde bir "memur" ailesi vardı. Yaşadığı küçük boy hayat ruhuna dar geliyordu. Çocuk yaşta birçok kez evden kaçtı, hatta intihara kalkıştı. Kafası kafese sığmayan çocuklardandı o. Lakabı "cüce bela"ydı!

14 yaşında onu anlayan, ona şefkat kapılarını sonuna kadar açan tek insan olan ananesini kaybetti. Koca dünyada kendi başına kalmıştı. Hayat umudun kanatlarını kır(p)mıştı!

Kendi başının çaresine bakmaya karar verdi. Kendi kanatlarıyla uçmak için, önce ekonomik olarak bağımsız olmalıydı. İş hayatına atılacaktı !

Henüz lise öğrencisiyken en yakın arkadaşıyla güzellik salonu açtılar fakat sonuç tam anlamıyla fiyaskoydu! Salona girenlerin güzelleşmek yerine çirkinleşmesi ve hatta bir kadının saçlarının yanmasıyla bu macera son buldu. Umudunun kanatları biraz daha kırpılmıştı.

Durmaya niyeti yoktu. Yenilmişti ama pes etmemişti. Yoluna devam etti .

16 yaşında bir ses yarışmasına katılmak için, cebindeki son parayla İstanbul'a kaçtı. Akşam kalacak yeri de, otel parası da yoktu. Bindiği taksinin babacan şoförü haline acıyıp kendi evine götürdü. Ailesi ve çocuklarıyla tanıştırdı, sabahta onu  yarışmaya götürdü. Yarışmada altıncı olabildi.

8 Kas 2010

New York'ta Beş Minare Filmi İzlenimlerim


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Bir buçuk, iki aydır fragmanı internette , televizyon kanallarında, sinema filmi öncesi reklamlarda yayınlan New York'ta Beş Minare gösterime girdi. Biran önce sinema salonunda yerimizi alıp izleme isteği uyandıran bir fragmanı vardı filmin. Hele ki oyuncu kadrosu : Haluk Bilginer, Zafer Ergin , Ali Sürmeli ve Hollywood oyuncuları Gina Gershon , Robert Patrick , Danny Glover . Bu kadro varsa izlenir diyip Pazar günü salondaki yerimizi aldık.

Ama !!!

5 Kas 2010

Keşke farklı yaşamları rekabet için seçmeseydik...



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Coca cola'nın depozitolu cam şişede satıldığı dönemleri bilirim. Trafikteki araçların yarısından fazlasının Tofaş'ın kuşları olduğu dönemlerde çocuk oldum. O dönemin her çocuğu gibi, bende Susam Sokağı müptelasıydım.

70ler, 80ler, 90lara dair bir çok anı anlatılabilir. Bir çok kaybolan ayrıntı... Hani hayatımızda olması çok bir şey kaymayan ama kaybolduklarında da aranılan şeyleri anımsatır o yıllar bizlere . Anlamsızca taso , meşe yada futbolcu kartları toplardık örneğin. Üstelik hepimizde bu anlamsız hazinelerimizin annemiz tarafında yakalanıp , çöpe atılacağı korkusunu yaşardık.

Çok benzer hayatlar yaşardık. Rahmetli Turgut Özal'ın dilimize kattığı "orta direk" diye bir sınıf gerçekten vardı. Başka hayatların eski fotoğraflarına baktığınızda mutlaka kahverengi fitilli kadife kumaşlı bir koltuk göreceksinizdir. O yoksa yeşil kadife kumaşlı olanı vardır... Birbirine benzer şeyleri tüketen, birbirine benzer yaşamları yaşayan insanlardık .

O günlerde daha mı mutluydu insanlar, inanın hiç hatırlamıyorum ama bugünün getirdiği özgün yaşam modeli de mutluluğu sağlayamadı bence !

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...