ads

27 Eki 2010

Kaygı ve Üzüntü Arasındaki Fark



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Milliyet Cadde yazarı Cem Mumcu'nun geçenlerde yazdığı bir yazı oldukça ilgimi çekti. "Kaygı mı , üzüntü mü; hangisini alırsınız?" diye soruyor yazısında ve devamında da şöyle diyor :

"Biliyorum hiçbirini istemediğinizi. Yine de "Mecbur kalsanız neyi alırdınız?" demeye getiriyorum. Aslında gerçek sondan korkmayız. Korktuğumuz şey 'son'un öncesidir. Ben kendi cevabımı vereyim: "Ben hemen üzüntüyü alır bir güzel sarıp sarmalardım kendimi onunla"

Bir süre önce okuduğum bir kitap vardı; "Felsefe hayatınızı nasıl değiştirir?" isimli bu kitapta bahsedilen birkaç konuyu hatırlattı bana, Cem Mumcu'nun yazısı. Bu kitap için genel bir yorum yapmaktansa içindekileri sohbet edercesine aralıklarla yazmayı planlamıştım. İşte Milliyet gazetesinden alıntıladığım bu yazı bu serüvenin başlangıcını sağlayacak.

14 Eki 2010

Aile İçi Çatışmalara Kurtuluş Reçetesi



Rastlantı bu ya , 2 haftada tam 4 nikah 1 nişana davet edildim. Muhtemelen hepsine katılamam ama dostlarım için Allah'tan dileğim bir ömrü sağlıkla , huzurla , bir arada paylaşmalarıdır. İlk günkü mutluluklarını son günlerine kadar yaşamalarını dilerim.

Bu rastlantı sebebiyle uzunca zamandır aklımda olan bir konudan da bahsetmekte yarar var. Aile kurmak, bir yaşamı paylaşmaya karar vermek ciddi düşünülmesi gereken bir eylemdir. Son yıllarda gazete köşelerinde sık sık boşanma davalarındaki artışlardan, aile için şiddetten yakınılmaktadır.

Sebep her ne olursa olsun ailenin bireyleri birbirlerine saygılarını kaybetmemelidirler. Her birliktelikte elbet tartışmalar, anlaşmazlıklar olacaktır. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Önemli olan bu tartışmaları karşımızdakinin kim olduğunu unutmadan yaşamaktır. Ailenin kutsallığı bu saygıda yatmaktadır.

Bir evlilikte aşk, sevgi, o yuvanın çiçeği ise; eşlerin birbirlerine gösterdikler saygı da o çiçeğin suyu, güneşidir. Bir ağaç yılın 12 ayı çiçek açmasa da her zaman suya, güneşe ihtiyaç duymaktadır. Yeniden tomurcuklanıp çiçeklenmesi için güneşe ihtiyacı vardır.

Usta yazar, psikolog Doğan Cüceloğlu "İçimizdeki Çocuk" isimli kitabının 72. sayfasında "Sağlıklı ailede çatışma çözümünde kullanılan kurallar" başlıklı bir konudan bahsetmiş. Ustanın bu yazısından alıntılarla devam edelim:

6 Eki 2010

Ölü Ozanlar Derneği Filmi İzlenimlerim



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Ölü Ozanlar Derneği isimli filmi birçok kere adını duymama rağmen hiç izlememiştim; ta ki geçenler Twitter'da bir konuda bahsederken bu filmin tavsiye edilmesine kadar...

Kimi filmler vardır görsel efektleri , macerası, koşuşturmacısıyla çok etkileyicidir. Kimi filmlerde vardır, oldukça sakindir ancak diğer türe göre çok daha sarsıcı derin izler bırakacak mesajla sonlanır. Ölü Ozanlar Derneği'de o tarzda bir film. Çok kısa özet geçersek, modernizm eleştirisi diyebiliriz film için.

Önce kısaca konusu paylaşalım ardından yorumları detaylandırırız:

"1959 yılında geçen film, John Keating (Robin Williams) adlı çok başarılı ve bir o kadar da farklı olan edebiyat öğretmeninin çok disiplinli bir erkek okulu olan Welton Acadamy'de (takma adı Hell-ton) öğretmenlik yapmaya geldiğinde başlar. Bay Keating, çoğu baskı altında olan öğrencileri edebiyat ve şiirin bambaşka dünyasıyla tanıştırır. Onlara özgürlüğü, hayatı yeniden anlamayı, dünyaya farklı açılardan bakmayı öğretir. Ancak Welton Akademisinin felsefesine tam örtüşmeyen bu ders anlatımı akademi yönetimi tarafından da gözden kaçmayacaktır. Okul müdürü Bay Nolan, yeni edebiyat öğretmenini, öğrencilerinden birinin intiharı üzerine, sorumlu görmüştür. Bunu bahane ederek edebiyat öğretmeni Bay Keating'i okuldan ayrılmaya zorlamıştır, fakat bu ayrılığa onu anlayan öğrencilerinin verdiği tepki Bay Nolan'ı hayatı boyunca yaşadığı belki de en utanç duyacağı anına sürükler ve film biter...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...