ads

27 Ara 2010

Muhibbiler Blog'da 2010 Nasıl Geçti?




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Okuyucu için ne kadar önemlidir bilemiyorum ama her sene sonunda bir andaç gibi bir şeyler hazırlamak adettendir. Bizde bu adete uyup Muhibbiler Blog için 2010 yılının nasıl geçtiğini anlatalım:

2010 yılının Haziran ayına kadar askerde olmam sebebi ile iki üç yazı ancak girilebildik blogumuza. Ancak buna rağmen, bitirdiğimiz 2010 yılı Muhibbiler Blog açısından olumlu geçti diyebiliriz. Öncelikle 2009 yılının sayısal verilerini sunalım ki, ne demek istediğimiz daha net anlaşılsın.

2009 yılında toplam 25000 civarında ziyaretçi ve 40000 sayfa görüntülemeye ulaşabilmiştik. Ay başına ortalama ziyaret 1500- 3000 aralığında gezmişti ve yalnızca aralık ayında 6000 üzeri bir rakama ulaşabilmişti. Aralık ayındaki o artışın sebebi ise Arda kardeşimin yazdığı Noel Baba yazısı ve benim kaleme aldığım Neden yılbaşında hindi yenir yazısından ileri gelmekteydi.

2010 senesine baktığımızda ise rakamla oldukça değişmiş durumda. Toplam ziyaretçi 45000 ve toplam sayfa görüntüleme 65000 bin civarındadır. Bu rakamlar bir önceki yılla karşılaştırıldığı zaman çok ciddi artış gözlenmektedir. Aylık ziyaretçi aralığı 3800 - 5000 aralığında gezerken, haziran ayı ile birlikte her ay artış göstermiş ve kasım ayında 9000 ziyaretçiye ulaşmıştır.

Yazı olarak incelediğimizde ise en çok neler okunmuş şöyle sıralanıyor:

20 Ara 2010

Ahaaa iş yaşamı !




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Ekonomik yaşam hakkında saatlerce fikir üretilebilir. Örneğin bir dağ başında, ekmeğini yapıp, domatesini toprağa eken adamda yaşıyor; büyük şehirlerde haftanın 6 gününü işe gidip gelerek geçiren adamda yaşıyor. Aradaki farkı yaşatan sebepler ise insanın istek ve ihtiyaçları oluyor.

İnsanın temel amacının yaşamak olduğunu ve çalışmanın yaşamak için gerekli olan zorunluluk olduğunu düşünmekteyim. Ancak bu düşünce sanayileşen toplumlarda çok fazla yanıt bulamamaktadır. Güç , iktidar ve ihtiraslar insani değerleri ezip, onların hayatlarını birbirine benzeştirmektedir.

Birbirine benzeşen hayatlar serüvenine artık bende katılıyorum. Öyle olmamasını umarak ! =)

Zira yazı yazmak, film izlemek, kitap okumak, gezmek ve gezip gördüklerini paylaşmak insanı farklılaştırıyor. Kısa zamanda iş yaşamına adapte olup yörüngemizi şaşmadan yola devam etmemiz dileğiyle...

Rasgele =)

16 Ara 2010

Mustafa Balbay'ın Zulümhane isimli Kitabının Yorumu



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Mustafa Balbay... Sözde terör örgütü "Ergenekon"un kilit isimlerinden diye anılmakta aylardır.

650 günden fazladır, hapis yatmakta. Ne için yattığının cevabını bir türlü bulamamış, Cumhuriyet gazetesinin neferlerinden sadece biri.

Kitabıyla da zaten, bunları anlatıyor.

"Zulümhane"yi anlatıyor...

Hayatından kesitlerle başlıyor kitabına, babasından bahsediyor, gazeteciliğe basladığı günleri anlatıyor. İlk atlatma haberini, Ege'nin incisi İzmir'den sonra, nasıl gazetesinin başkent temsilcisi olduğunu anlatıyor.

Gazetecilik okuyan arkadaşların, özellikle bu kısımlardan kendisine ders çıkartacağı çok yer olduğu kesin.

Soruşturma süresince yasadıklarını, baştan sona anlatırken, önce hüzünlü bir baba ve esini arkasında bırakan bir koca olduğunu fark ediyorsunuz.
Uydurma bir örgüt

Birbiriyle ilgisi olmayan kişiler

Gizli tanıklar ve hayal ürünü iddialar

İçinden çıkılmaz hale getirilen bir dava

-Mustafa Balbay-

Hapishanesiyle, mahkemesiyle 'Silivri Toplama Kampı', ortaçağ mantığının 21. yüzyıl olanaklarıyla donatılmışıydı.

Filistin askısı yok, dijital işkence var.

Kalabalık koğuşlar yok, yalnızlaştırma var.

Hukuk yok, 'Kuvvetli şüphe' var.

Cumhuriyet savcısı yok, hükümet savcısı var.

Silivri kapıları, pencereleri demir, biz çelik.

Silivri dünyanın en büyük demir-çelik tesisi...

-Mustafa Balbay-

(Tanıtım Bülteninden)

13 Ara 2010

Av Mevsimi Filmi Yorumum


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Av mevsimi filmini izlemek için bu hafta sonu salondaki yerimizi aldık. Film hakkında yapılan olumlu yorumların yanı sıra, Şener Şen'in iyi bir oyunculuk sergilemediği filmin beklenildiği kadar etkileyici olmadığı yorumlarına da denk gelmiştim.

Film hakkındaki yorumlarıma geçmeden kısaca konusundan bahsetmek gerek:
Tecrübesi, sezgileri ve takipçiliği ile tüm teşkilatın "Avcı" olarak bildiği Ferman (Şener Şen) ile yalnızca bakışları ile bile lakabının hakkını veren "Deli" İdris (Cem Yılmaz) cinayet masasında görevli, baba oğul kadar yakın iki polistir. Antropoloji mezunu sessiz sakin Hasan (Okan Yalabık) ise bu ikiliye yeni katılmış bir "Çömez"...
Öldürülen bir genç kız onları uyuşturucu taciri Asit'le, Türkiye'nin en zengin adamlarından Battal Çolakzade'ya (Çetin Tekindor), kızın ağabeyleri Abbas, Vakkas ve daha bir çok farklı insanla bir araya getirecektir.
Hayatını eşine adayan ve onun hastalığıyla boğuşan Ferman,  boşandığı eşi Asiye'ye (Melisa Sözen) tutkuyla bağlı İdris, yeni mezun ve bu dünyaya yabancı Hasan...Çözmeye çalıştıkları bu cinayet üçünün de hayatını değiştirecektir...



8 Ara 2010

Kazım Koyuncu - Şair Ceketli Çocuk...




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Devrimi düşlüyorsan ona göre yaşarsın. Yürüyüşün farklı olur. Bakkala, manava başka türlü davranırsın. Bunun için kimse sana puan yazmaz tabii ama anlarlar. Orada birisi farklı yürüyordur...

KAZIM KOYUNCU

Cem Yılmaz'ın son filmi Av Mevsimi'nde söylediği "Hayde" türküsünü çoğu kişinin ilk defa dinleniyor olması üzücü bir durum. Popüler kültürün esiri haline gelen toplum, Karadeniz müziğinin efsane ismi , devrimci Kazım Koyuncu'ya ait olduğunu bilmiyor. Şu şartlarda Cem Yılmaz'a teşekkür etmek gerekiyor, yurdum insanına Kazım Koyuncu'yu hatırlattığı için !

Askerde bir abim vardı. Ali abi. Onun Kazım Koyuncu'yu anlatırken söylediği tek cümle vardı. Onu, yine onun türküsüyle anlatırdı. "Koyverdin gittin beni, Allah'ından bulasın... Kimse almasın seni, yine bana kalasın..." Kazım Koyuncu işte bu kadar sade, doğal bir sanatçıydı.



2005 yılında aramızdan ayrılan Kazım Koyuncu'nun hayatını anlatan Şarkılarla Geçtim Aranızdan isimli belgesel dvd'si 2007 yılında piyasaya çıkmıştı. Bu dvd'yi Ümit Kıvanç, Kazım için düşüncelerini şöyle açıklıyor:

29 Kas 2010

Osman Aysu - Casus Kitabı Yorumum


Polisiye romanın temelinde suç vardır. Bu suçun işlenişi işe o polisiye roman yazarının üslubudur. Suçu anlatan romanlar, klasik polisiye, kara roman, casus romanları, gerilim romanları diye kendi aralarında türlere ayrılırlar.

Kara roman bunların arasında oldukça özgün bir konuma sahiptir. Kara romana örnek olarak Ahmet Ümit romanlarını verebilirim. Eserlerinin her birinde kara romanın özelliği olan sosyal ve ekonomik bir nedenden ötürü suç vardır. Klasik polisiye; çok bilinmeyenli bir cinayet bilmecesinin çözümüne dayanır. Klasik polisiyeye örnek olarak daha önce blogumda tanıtımını yaptığım Agahta Christie'nin Fare Kapanı isimli romanını verebilirim. Casus romanları devlet yada şirketler düzeyinde işlenen bir suçun işlenişidir.

Casus romanına örnek olarak, ilk kez bir kitabını okuduğum Osman Aysu'nun Casus isimli kitabını verebilirim. Kitap kendi türünde başarılı bir eser. Aksiyon, hız, gizem birbiriyle iyi harmanlanmış. Ama şahsi fikrim daha çok bir çizgi romanı anımsatıyor hikaye.

25 Kas 2010

Cariyenin Kızı Mihrimah - Demet Altınyeleklioğlu Kitap Yorumum

BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Daha önceden soluksuz okuduğum ve çok etkilendiğim, yorumunu da blogumda paylaştığım "Moskof Cariye- Hürrem"den sonra, Osmanlı hanedanının 2. kitabı olan "Cariyenin Kızı Mihrimah"ı  da tez elden edinip okudum.

Aynı etkiyi, coşkuyu tabiki bu kitabında da yakaladım. Hürrem, Demet Altınyeleklioğlu'nun yazarlığa ilk adımını attığı eseri, ilk eserinde böyle bir başarı yakalamış olması gerçekten inanılmaz. Üstelik tarihteki en zor karakterlerden birini yazarak! Kitapların yazılmasında tarihi kaynaklar,belgeler ve olaylar elbetteki çıkış noktası olarak kullanılmış, kurguya yön vermiştir ancak bu kitapları tarihi roman olarak sıfatlandırmak kısmen doğru olmaz. Yazarın kitabın girişinde de belirttiği gibi, karakterler birer tarihi fantezilerdir ve daha çok, baş karakter olan kadınları irdeler, onların iç dünyalarına yolculuğa çıkarır sizi.


24 Kas 2010

İskender Pala - Şah Sultan Kitabı Yorumum



Bu aralar tarihi romanlara ilgim oldukça artmış durumda. Demet Altınyeleklioğlu'nun "Hürrem" ve "Mihrimah" adlı kitaplarıyla başlayan tarihi roman okuma sevdam, son günlerde yeni çıkanlar raflarında gördüğümüz İskender Pala'nın son eseri "Şah & Sultan" ile devam ediyor.

Dönemin şehzadesi Selim (Yavuz Sultan Selim) ile, İran Şahı İsmail'in hayatları boyunca birbirlerine karşı hiç bitmeyen mücadelesi, büyük Çaldıran Savaşı. Müslüman'ın müslümanı öldürdüğü, kardeşi kardeşe kırdıran bir savaş. İktidar hırsının gözleri kör edişi, ödenen bedeller, dökülen kanlar, yaşanamayan aşklar...

22 Kas 2010

The Prestige filmi izlenimlerim



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Tavsiyesi üzerine izlediğim "The Prestige", izlediğim tüm filmlerin en iyileri listesi yapsam, kurgu ve zekasıyla en üstlerde yerini alır. İnsan egosunun ve hırsının nerelere varabileceğinin anlatıyor.

Film Christopher Priest'in Londra'da 19. yüzyıl sonlarında yaşayan iki sihirbazın öyküsünü anlattığı 1995 yılında yayımlanan, aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmış. Roman sihirbazlığı; "vaat, dönüm noktası ve prestij" olmak üzere üç evrede ele alır:

Vaat, sihirbazın yapacağını vaat ettiği sihrin sunumu.

Dönüm noktası; Nesnelerin tanıtımı, gerekli hazırlık, seyircinin heyecanlı bekleyişi.

Sihirbazlığın en üst noktası prestij; vaat edilen sihrin gerçekleştiği an, şaşkın ve hayran bakışlarla seyircinin alkışlaması.

KONUSU: Film, 19. yüzyılda hızla değişmekte olan Londra'da başlar. Sihirbazların ileri derecede saygı duyulan ve gizemli kişiler olarak kabul edildikleri bu dönemde, Genç sihirbazlar olan Robert Angier (Hugh Jackman) ve Alfred Borden (Christian Bale) şöhret olma yolundadırlar. Angier'in eşi Julia Piper Perabo yaptıkları bir gösteri sırasında kaza sonucu ölünce, Angier olaydan Borden'i sorumlu tutar. Bu olay iki sihirbazın arasında ömür boyu sürecek olan düşmanlık ve rekabetin başlangıcı olur...

15 Kas 2010

Minik Serçe Direnişi...


Denizli'nin Sarayköy ilçesinin dereye nazır bir köy evinde doğdu. Adını "Fatma" koydular.

Şalvarlı bir hayattan, İzmir'e göç edince mini eteğe geçti. İçinde sanatçı ruhu, çevresinde bir "memur" ailesi vardı. Yaşadığı küçük boy hayat ruhuna dar geliyordu. Çocuk yaşta birçok kez evden kaçtı, hatta intihara kalkıştı. Kafası kafese sığmayan çocuklardandı o. Lakabı "cüce bela"ydı!

14 yaşında onu anlayan, ona şefkat kapılarını sonuna kadar açan tek insan olan ananesini kaybetti. Koca dünyada kendi başına kalmıştı. Hayat umudun kanatlarını kır(p)mıştı!

Kendi başının çaresine bakmaya karar verdi. Kendi kanatlarıyla uçmak için, önce ekonomik olarak bağımsız olmalıydı. İş hayatına atılacaktı !

Henüz lise öğrencisiyken en yakın arkadaşıyla güzellik salonu açtılar fakat sonuç tam anlamıyla fiyaskoydu! Salona girenlerin güzelleşmek yerine çirkinleşmesi ve hatta bir kadının saçlarının yanmasıyla bu macera son buldu. Umudunun kanatları biraz daha kırpılmıştı.

Durmaya niyeti yoktu. Yenilmişti ama pes etmemişti. Yoluna devam etti .

16 yaşında bir ses yarışmasına katılmak için, cebindeki son parayla İstanbul'a kaçtı. Akşam kalacak yeri de, otel parası da yoktu. Bindiği taksinin babacan şoförü haline acıyıp kendi evine götürdü. Ailesi ve çocuklarıyla tanıştırdı, sabahta onu  yarışmaya götürdü. Yarışmada altıncı olabildi.

8 Kas 2010

New York'ta Beş Minare Filmi İzlenimlerim


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Bir buçuk, iki aydır fragmanı internette , televizyon kanallarında, sinema filmi öncesi reklamlarda yayınlan New York'ta Beş Minare gösterime girdi. Biran önce sinema salonunda yerimizi alıp izleme isteği uyandıran bir fragmanı vardı filmin. Hele ki oyuncu kadrosu : Haluk Bilginer, Zafer Ergin , Ali Sürmeli ve Hollywood oyuncuları Gina Gershon , Robert Patrick , Danny Glover . Bu kadro varsa izlenir diyip Pazar günü salondaki yerimizi aldık.

Ama !!!

5 Kas 2010

Keşke farklı yaşamları rekabet için seçmeseydik...



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Coca cola'nın depozitolu cam şişede satıldığı dönemleri bilirim. Trafikteki araçların yarısından fazlasının Tofaş'ın kuşları olduğu dönemlerde çocuk oldum. O dönemin her çocuğu gibi, bende Susam Sokağı müptelasıydım.

70ler, 80ler, 90lara dair bir çok anı anlatılabilir. Bir çok kaybolan ayrıntı... Hani hayatımızda olması çok bir şey kaymayan ama kaybolduklarında da aranılan şeyleri anımsatır o yıllar bizlere . Anlamsızca taso , meşe yada futbolcu kartları toplardık örneğin. Üstelik hepimizde bu anlamsız hazinelerimizin annemiz tarafında yakalanıp , çöpe atılacağı korkusunu yaşardık.

Çok benzer hayatlar yaşardık. Rahmetli Turgut Özal'ın dilimize kattığı "orta direk" diye bir sınıf gerçekten vardı. Başka hayatların eski fotoğraflarına baktığınızda mutlaka kahverengi fitilli kadife kumaşlı bir koltuk göreceksinizdir. O yoksa yeşil kadife kumaşlı olanı vardır... Birbirine benzer şeyleri tüketen, birbirine benzer yaşamları yaşayan insanlardık .

O günlerde daha mı mutluydu insanlar, inanın hiç hatırlamıyorum ama bugünün getirdiği özgün yaşam modeli de mutluluğu sağlayamadı bence !

27 Eki 2010

Kaygı ve Üzüntü Arasındaki Fark



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Milliyet Cadde yazarı Cem Mumcu'nun geçenlerde yazdığı bir yazı oldukça ilgimi çekti. "Kaygı mı , üzüntü mü; hangisini alırsınız?" diye soruyor yazısında ve devamında da şöyle diyor :

"Biliyorum hiçbirini istemediğinizi. Yine de "Mecbur kalsanız neyi alırdınız?" demeye getiriyorum. Aslında gerçek sondan korkmayız. Korktuğumuz şey 'son'un öncesidir. Ben kendi cevabımı vereyim: "Ben hemen üzüntüyü alır bir güzel sarıp sarmalardım kendimi onunla"

Bir süre önce okuduğum bir kitap vardı; "Felsefe hayatınızı nasıl değiştirir?" isimli bu kitapta bahsedilen birkaç konuyu hatırlattı bana, Cem Mumcu'nun yazısı. Bu kitap için genel bir yorum yapmaktansa içindekileri sohbet edercesine aralıklarla yazmayı planlamıştım. İşte Milliyet gazetesinden alıntıladığım bu yazı bu serüvenin başlangıcını sağlayacak.

14 Eki 2010

Aile İçi Çatışmalara Kurtuluş Reçetesi



Rastlantı bu ya , 2 haftada tam 4 nikah 1 nişana davet edildim. Muhtemelen hepsine katılamam ama dostlarım için Allah'tan dileğim bir ömrü sağlıkla , huzurla , bir arada paylaşmalarıdır. İlk günkü mutluluklarını son günlerine kadar yaşamalarını dilerim.

Bu rastlantı sebebiyle uzunca zamandır aklımda olan bir konudan da bahsetmekte yarar var. Aile kurmak, bir yaşamı paylaşmaya karar vermek ciddi düşünülmesi gereken bir eylemdir. Son yıllarda gazete köşelerinde sık sık boşanma davalarındaki artışlardan, aile için şiddetten yakınılmaktadır.

Sebep her ne olursa olsun ailenin bireyleri birbirlerine saygılarını kaybetmemelidirler. Her birliktelikte elbet tartışmalar, anlaşmazlıklar olacaktır. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Önemli olan bu tartışmaları karşımızdakinin kim olduğunu unutmadan yaşamaktır. Ailenin kutsallığı bu saygıda yatmaktadır.

Bir evlilikte aşk, sevgi, o yuvanın çiçeği ise; eşlerin birbirlerine gösterdikler saygı da o çiçeğin suyu, güneşidir. Bir ağaç yılın 12 ayı çiçek açmasa da her zaman suya, güneşe ihtiyaç duymaktadır. Yeniden tomurcuklanıp çiçeklenmesi için güneşe ihtiyacı vardır.

Usta yazar, psikolog Doğan Cüceloğlu "İçimizdeki Çocuk" isimli kitabının 72. sayfasında "Sağlıklı ailede çatışma çözümünde kullanılan kurallar" başlıklı bir konudan bahsetmiş. Ustanın bu yazısından alıntılarla devam edelim:

6 Eki 2010

Ölü Ozanlar Derneği Filmi İzlenimlerim



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Ölü Ozanlar Derneği isimli filmi birçok kere adını duymama rağmen hiç izlememiştim; ta ki geçenler Twitter'da bir konuda bahsederken bu filmin tavsiye edilmesine kadar...

Kimi filmler vardır görsel efektleri , macerası, koşuşturmacısıyla çok etkileyicidir. Kimi filmlerde vardır, oldukça sakindir ancak diğer türe göre çok daha sarsıcı derin izler bırakacak mesajla sonlanır. Ölü Ozanlar Derneği'de o tarzda bir film. Çok kısa özet geçersek, modernizm eleştirisi diyebiliriz film için.

Önce kısaca konusu paylaşalım ardından yorumları detaylandırırız:

"1959 yılında geçen film, John Keating (Robin Williams) adlı çok başarılı ve bir o kadar da farklı olan edebiyat öğretmeninin çok disiplinli bir erkek okulu olan Welton Acadamy'de (takma adı Hell-ton) öğretmenlik yapmaya geldiğinde başlar. Bay Keating, çoğu baskı altında olan öğrencileri edebiyat ve şiirin bambaşka dünyasıyla tanıştırır. Onlara özgürlüğü, hayatı yeniden anlamayı, dünyaya farklı açılardan bakmayı öğretir. Ancak Welton Akademisinin felsefesine tam örtüşmeyen bu ders anlatımı akademi yönetimi tarafından da gözden kaçmayacaktır. Okul müdürü Bay Nolan, yeni edebiyat öğretmenini, öğrencilerinden birinin intiharı üzerine, sorumlu görmüştür. Bunu bahane ederek edebiyat öğretmeni Bay Keating'i okuldan ayrılmaya zorlamıştır, fakat bu ayrılığa onu anlayan öğrencilerinin verdiği tepki Bay Nolan'ı hayatı boyunca yaşadığı belki de en utanç duyacağı anına sürükler ve film biter...

29 Eyl 2010

Aşk Köpekliktir (Ahmet Ümit) Kitap Yorumu


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Ahmet Ümit'in anlatımıyla Aşk Köpekliktir kitabı:
"Bugüne kadar aşk romanları yazıldı ama bugüne kadar yazılanlarının çoğu bence tecimsel yani ticari amaçlı yapıldı. Türkiye'de kadın bir uyanış içerisinde yani kadın uyanıyor ve haklarına doğru yürüyor. Bu haklarına doğru giderken kadını çeken ilk şey cinselliktir. Ama diyorlar ki sen cinselliğini yaşa özgür olursun. Cinselliğini yaşamalı kadın ama kadın önce birey olarak var olmalı. Kadını sadece beden olarak anlatıyor bu kitaplar; o zaman 40 yaşından sonra bütün kadınları kadın yapmamız lazım. Aşk iyidir güzeldir pembedir bulutlara uçurur gibi yalanlar var, bir yanıyla doğrudur. Ben aşkın öteki yüzünü anlatıyorum. Hakikaten aşık olan insan köpektir. Hakiki aşk insanı köpek yapar, köpek gibi dolaştırır. Kitap bu yönünü anlatıyor."

Aşk Köpekliktir ismi ne de çekici gelir platonik bir aşığa yada bir aşkı tek başına taşıdığını düşünene. Oysa en çokta onların uzak durması gereken bir kitap bu bence. Zira hayatın yekten siyah yada beyaz olmadığını, inatla her kitabında anlatmaya çalışan Ahmet Ümit, aşkı da acısıyla, ihanetiyle, yüzüstü bırakmasıyla hatta cinayetle anlatmış. Her polisiye kitabında olduğu gibi, dokuzu kısa biri nispeten daha uzun aşk hikayeleri hep şaşkınlıkla, boşlukta kalmayla bitiyor. Hani mutlu son desen değil, mutsuz son desen o da değil... Ahmet Ümit romanı gibi biten hikayeler "Aşk Köpekliktir"

İçindeki hikayelerin başlıkları şöyle: Aşk Bir Mucizedir, Kafi Değildir Aşk, Aşk Çözümsüz Bir Problemdir, Aşk Bir Cinayettir, Aşk Bir Düellodur, Aşk Bir Yanılsamadır, Aşk Bir Özentidir, Aşk Bir Ütopyadır ve Aşk Köpekliktir.
Arka kapak yazısı:

Aşkın bütün halleri... Tutkunun aklımızı ele geçirmesi. Kötülüğün en güzel biçimi... Rezil olmaktan duyduğumuz haz... Kırılan umutlarımızın lezzetli kederi... Çiğnenen onurumuzun getirdiği kibir.Vicdan tutulması, bencilliğin son kertesi, yanılsamanın en derin anı... İmkânsız olanın çekiciliği... Yani gönüllü kölelik... Yani insanoğlunun en masum hali... Yani bildiğiniz delilik... Yani en yalansız aşk öyküleri...

28 Eyl 2010

Ahmet Ümit Twitter'da Okurlarının Sorularını Yanıtladı


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

28 Eylül 2010 günü Twitter'da Everest Kitap hesabının konuğu olarak Ahmet Ümit takipçilerinin sorularını yanıtladı. Bizlerde bu etkinliği hem Twitter hesaplarımızdan, hem de Facebook Muhibbiler sayfamızdan duyurmuştuk. İşte o etkinlikte sorulanlar ve yanıtları:

NOT: Harf hataları dışındaki hiçbir şey değiştirilmemiştir.

Everest Kitap: Ve huzurlarınızda Ahmet Ümit!

Everest Kitap: Merhaba yoldaşlar.

Bhdrlr: Ahmet Bey merhaba, Ajanda Dergi yazarlarındanım. Öncelikle dergimiz röportajına ayırdığınız zaman için teşekkür ederim. Kitaplarınızı çok büyük keyifle okuyorum. Ancak benim sorularım daha çok kitapsever yönünüzle ilgili olacak =) Satın aldığınız ilk kitabı hatırlıyor musunuz ? Kitaplığınızda en çok değer verdiğiniz kitap ve en sevdiğiniz yazar ? Diğer sorum ise; en sevdiğiniz roman karakteri kimdir ?


Everest Kitap: Sanırım 9-10 yaşlarındaydım. Köroğlu hikâyeleri. Bir sürü sevdiğim ve değer verdiğim kitap var. Ama yazar olarak Shakspeare'i... kitap olarak da Küçük Prens'i söyleyebilirim. En sevdiğim roman karakteri ise Budala romanından Prens Mişkin.

Özge Dinç: Ahmet Bey merhaba. Romanlarınızı ne kadar sürede yazıyorsunuz? Yazılması en uzun süren romanınız hangisiydi?

Everest Kitap: Genel olarak iki yılda yazarım. Bir yıl araştırma, bir yıl yazımı sürer. Ama İstanbul Hatırası 10 yıllık bir sürecin ürünüdür.
Özge Dinç: Üslup ve edebiyat görüşü açısından etkilendiğiniz, "ustam" dediğiniz isimler var mı?

Everest Kitap: Dostoyevski'nin üslubunu ve roman anlayışını beğenirim. Gereksiz süslü bir dilden kaçınmak, hikâyenin ihtiyacı olan dili bulmak... ve önemli bir meseleyi anlatmaya çalışmak.

Ebru Sağlık: Ahmet bey merhaba,mutlaka okunmalı dediğiniz ilk 5 kitap hangileri olurdu?

21 Eyl 2010

Tarihin Tartışmalı Padişahı Abdülhamid Kitabı Yorumum


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Osmanlı İmparatorluğu'nun 34. Padişahı Sultan II. Abdülhamid; İngilizlerin, Ermeni Komitacılarının ve onlara çanak tutan bazı İttihatçıların dediği gibi "KIZIL SULTAN" mı?

Siyasi hatalarını, kişisel kusurlarını birer keramet derecesinde göstermek, daha da ileri giderek kutsallaştırmak çabasındakilerin iddia ettikleri gibi cennet mekân "ULU HAKAN" mı? Yoksa; maaşlarını muntazam alamayan asker, memur ve askeri yatırım önerilerinin fazla dikkate alınmadığını zanneden kurmay sınıfı ile, kendisinden bekledikleri çıkarları sağlayamayan muhaliflerinin dediği gibi "PİNTİ HAMİD" mi?

"Tarihin En Tartışmalı Padişahı: Abdülhamid" Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıflayıp Avrupa'nın Osmanlı'nın kaderini çizmeye başladığı ve ne zaman ölecek diye gözünün içine baktığı bir dönemde, iç ve dış politikaları ile Osmanlı Devleti'ne 33 yıl gibi bir zaman kazandırmada büyük payı olan Sultan II. Abdülhamid'i tanımanız ve döneme bambaşka bir pencereden bakabilmeniz için hazırlanmış özenli bir çalışma... (Arka Kapak Yazısı)

M.Kemal Pekdemir'in ilk ve tek kitabı olan Tarihin Tartışmalı Padişahı Abdülhamit kitabını bu arka kapak yazısı satın aldırdı bana. Yazarın ilk ve tek kitabı olmasına rağmen oldukça iyi bir içeriğe sahip eser.

18 Eyl 2010

Muhibbiler'de İki Yılın Muhasebesi



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

İki yıl önce bugün ne düşünerek başladık blog yazmaya diye düşünüyorum...

Şunu çok iyi hatırlıyorum ki, bloglar hakkında , blog yazmak hakkında hiçbir fikrimiz yoktu...

İyi blog , başarılı bir blog nasıl olunur ölçüt nedir bilmiyorduk.

Sadece yazma amacıyla yola çıkmıştık. Okulumun son yılıydı ve büyük zamanım evde geçecekti. Hem oyalanırım, hem de arkadaşlarımla yazdıklarıma dair şakalaşırız zamanı geçiririz diye düşünmüşümdür heralde...

Hande ve Gökhan'a bu düşüncemi sunup yazmalarını teklif ettim, onlarda kabul ettiler... O dönemde bloggum internet sitesi altındaydık. Tasarımı en rahat, en kolay o görünmüştü gözümüze.

Etkili bir yazı hazırlama isteği kabardı bu seferde içimde. Bir şey yazmalıyız ve adeta bir gazete içeriği sunar gibi olmalıyız diye düşünmüştüm. Aklıma gelen konuda İzmir'in eski zaman geçidi Kızlarağası Hanı olmuştu. Sözleşip hana gittik Hande'yle beraber. Fotoğraflarını çektik, röportajlar yaptık, tarihçesini araştırıp derli toplu bir içerik hazırladık han için. Hatta o derece ki biz o yazıyı hazırladığımızda Kızlarağası Han'ının bugünkü gibi bir internet sitesi yoktu. Belki de onlara da ön ayak olmuşuzdur...

8 Eyl 2010

Osmanlı'nın İlk ve Son Anayasası Hazırlayanına Sürgün Getirdi !



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Osmanlı Devleti'nin ilk ve son anayasası "Kanun-i Esasi" , bugünkü anayasa tartışmalarından çok daha zorlu bir yoldan doğmuştu. İktidar mücadeleleri, sürgünler, tehditlerle geçen o dönemden bir kesit sunmak isterim:

1299'dan 1876'ya kadar meşrutiyet anlayışı dışında bir idare şekli ile yönetilen Osmanlı Devleti'ni Fransız İhtilali'nden sonra dünyayı hızla saran demokratik sistem tehdit etmeye başlamıştı. Klasik monarşilerin yaşama şansı halkla ortak bir idare kurulmasına bağlıdır. Osmanlı idarecileri bu gerçeğin farkındaydı. Yalnız Osmanlı toplumunun kendine has bir sistemi olup, Batının demokrasi ile birlikte geliştirdiği toprak, endüstri, sermaye birikimi gibi hususlara çok yabancı kalması Batı ile aramızdaki farkı yaratıyordu. Bu bakımdan Osmanlı Devleti bünyesine uygun bir anayasa hazırlamak uzun bir zaman gerektiriyordu. Ancak Sadrazam Mithat Paşa aceleci davrandı ve bunun bedelini ağır ödedi !

Kanun-i Esasi'nin ilk çalışmalarını Sadrazam Mehmet Rüştü Paşa'nın başlatması gerekliydi ancak 2,5 aylık sadrazamlığı sonunda Rüştü Paşa istifa etmişti. Ayrılırken yerine Mithat Paşa'yı önermişti. Saray ekibinin de aynı görüşü paylaştığını fark eden Sultan Abdülhamit ise Mithat Paşa fikrini benimsemiyor ve kendisinden pek hoşlanıyordu. Ama onun yerli ve yabancılar üzerinde bıraktığı itibar ve şöhreti de göz ardı edemezdi. Böylece Mithat Paşa sadrazam oldu.

Kanuni Esasi metinlerinin tespiti çalışmalarında, Mithat Paşa, sultanla aralarında hükümet idaresi ve diğer bazı maddelerde anlaşmazlığa düşmüşler, ayrı fikirleri paylaşmışlardı. Bu bakımdan kendisi hakkında padişahın ne düşündüğünü tahmin ediyor ve fazla güven duymuyordu. Buna rağmen kabul etmesinde en büyük etken, etrafına fazla güvenmesi ve arkadaşlarına "benim arkamda millet var" diyerek padişahın kendisi hakkında olumsuz görüşlerini bildiği halde mücadele edebilecek gücü kendisinde görmesindendir.

4 Eyl 2010

GS Sözlük Yazarı Mustafa'yla Sezon Başı Röportajı



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Muhibbiler'de şuana kadar pek röportaj denememiz olmadı. Kızlarağası hanı çalışmamızda kısa kısa kayıtlarımız vardı fakat o çalışma üzerinden iki yıl geçmesine rağmen herhangi bir konuda röportaj çalışması yapmamıştık. Geçenlerde dostlarımızla oturduğumuz bir masada doğaçlama bir röportaja giriştik. Şansıma karşımda bana çok yardımcı olacak bir arkadaşım vardı; "Mustafa Bilgin" Galatasaray Sözlüğün yazarlarından. Sohbeti muhabbeti şen şakrak bir arkadaşım. Dostlar meclisinde buluştuğumuz Mustafa'yla Galatasaray'ın transferlerini , çatırtılarını , Avrupa Ligine erken vedasını konuştuk. Zevkle okumanız dileğiyle...

2 Eyl 2010

Twitter Hakkında Hiç Fikri Olmayana Nedir, Nasıl Kullanılır?



Benzer içerik bir başka sitede mutlaka yayınlanmıştır, ancak şu son günlerde o kadar çok twitter kullanımı ile ilgili soru geldi ki, artık yazması farz oldu !

Twitter bir sosyal ağdır ve Facebook'a alternetif değildir zira ondan farklıdır. Örneğin fotoğraf yükleyeceğiniz, video paylaşacağınız bir bölümü yoktur. Bunu Twitpic ve twitvid isim bir başka siteyi kullanarak yapabilirsiniz, ki şu sıra onu aklınıza takmayın daha sonra detaylı anlatırım.

31 Ağu 2010

İstihbarat Kelimesinin Etimolojisi



Bir çocuğunuz olsa en güzel ismi seçmeye çalışırsınız . Bilirsiniz ki isim önemlidir, yazgı gibidir. İsmin anlamı , çocuğun anlamı olur çıkar...

Büyük sultanlardan , liderlerden seçeriz çoğu zaman çocuğumuzun ismini. Onun gibi yiğit, cesur olsun yada onun kadar güzel zeki olsun isteriz.

Bir çocuğa gösterilen bu özenin kat kat fazlası bir devlete de gösterilir , gösterilmelidir de !

29 Ağu 2010

Moskof Cariye HÜRREM SULTAN- Demet Altınyeleklioğlu


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

"Hiç kuşkusuz ki Hürrem Sultan, Osmanlı Tarihinin en etkin kadın figürlerinden biridir. Bugüne kadar Hürrem Sultan'la ilgili olarak çizilen tasvirlerin, hatta oluşturulan yargıların çoğunluğu gaddar ve acımasız sıfatında yoğunlaştırılmıştır.

Benim kurgulamaya çalıştığım öyküde ise Hürrem, tüm kudretine, Osmanlı Sarayı'nı titreten tüm ihtişamına rağmen, ruhunda fırtınalar kopan tüm kadınlar gibi, geçmişi trajedilerle örülmüş korkuların pençesindedir. Kısa ve mutlu bir çocukluğun ardından sonu gelmez travmalarla boğuşmak zorunda kalması, hayata karşı farklı biçimde yoğrulmasına sebep olur. Kaçırılır, satılır, dövülür, aşağılanır, tacize uğrar. Ama ezilmiş kadınların çoğunlukla seçtiği yol olan geride durmayı değil, mücadeleyi tercih eder. Yaşadığı acılar, intikam ve hırs güdülerini besler. Hayattan ve insanlardan öcünü alır. Çünkü daha taze bir fidanken kıymışlardır ona. Annesinden, ailesinden, yuvasından koparan gaddarlığa karşı, dantel gibi işlediği zekasıyla savaş açar Hürrem.

Hem güzel, hem de dünyayı titreten adamın sultanı olmak, hayranların yanında yılan kadar zehirli düşmanlar da yaratacaktır elbette. Kendisi ve çocuklarını bu düşmanlardan korumaksa ona düşmektedir. Ne pahasına olursa olsun." - Demet Altınyeleklioğlu

24 Ağu 2010

Muhibbiler Blog Kitap Ayraçları İkinci Seri Çıktı !



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.


Tam bir yıl önce bu zamanlar Muhibbiler Blog kitap ayraçlarının birinci serisini bastırmıştık. Bu ayraçları bastırırken nostaljik bir hedef belirlemiştim. Nasıl ki seneler önce pul koleksiyonu vardıysa, Muhibbiler Blog kitap ayraçları da onlar gibi sınırlı sayıda üretilip hatıra olarak saklanası eserler olmasını arzulamıştım.

Birinci serinin dağıtımında çok büyük talep gördük. Daha on beş , yirmi gün olmuştu ki çok büyük çoğunluğunu tüketmiştik. Şimdi yine aynı ilgiyi görmeyi arzuluyoruz ve bu sefer İzmir dışındaki takipçilerimize de ulaşmayı hedefliyoruz.

Twitter hesaplarımızdan takip edenlerimize , Facebook sayfamızdan takip edenlerimize ve Blogumuzdan takip edenlerimize çeşitli imkanlarla bu ayraçları paylaşmayı düşünüyoruz. Bu dağıtımlar bu kanallardan çeşitli zamanlarda duyurulacaktır.

Bu ayraçların onlarca yıl basılıp aynı ilgiyi görmesi dileğiyle... =)

Cefe'nin Twitter Hesabı İçin Tıklayın


13 Ağu 2010

Zülfü Livaneli'nin Veda Filmine Yorumum



Zülfü Livaneli'nin Veda filmi 26 Şubat 2010'da gösterime girdi. O tarihte askerde olduğum için izleyemediğim bu filmi dün izleme imkanı buldum. Filmin gösterime girdiği tarihler gazetelerin köşe yazılarında okuduklarım genellikle olumlu yöndeydi. Veda'yı bir çok köşe yazarı Can Dündar'ın iki sene önce yaptığı Mustafa filmiyle kıyaslıyor ve ona göre çok daha başarılı Mustafa Kemal filmi olduğunu söylüyordu.

Dün izleme fırsatı bulduğum bu film sonrası benimde aklıma "Mustafa" filmi için yazdığım yazı geldi. O dönemde birçok insanın yerden yere vurmasına rağmen filmi beğenmiştim. Ancak o filmde öyle kareler vardı ki günümüz Türkiye'sinde o kareleri paylaşmanın çok doğru olmadığını düşünmüştüm.

Veda ise çok daha başka , belki daha etkileyici bir film. En başta belgesel değil sinema filmi. Sadece bu yönüyle Mustafa'nın olumsuzluklarını yaşamayacağı belliydi. Bir filmi yazarsınız; oysa belgeseli derlersiniz !

Veda Atatürk'ün Başyaveri Salih Bozok'un ağzından oynuyor. Bu filmi izleyene kadar Salih Bozok ve Mustafa Kemal Atatürk'ün çocukluk arkadaşı olduğunu bilmiyordum. Filmin sonralarına doğru bir karede Salih Bozok'a Mustafa Kemal'in doktoru "onunla çocukluğunuzdan bu yana berabersiniz hiç kıskanmadınız mı?" diye soruyor. Salih Bozok "Ağrı Dağı'nı kıskanabilir misiniz? İşte o öyle bir şeydir" diyor.

12 Ağu 2010

Çıplak Ayaklı Gece (Ahmet Ümit) Kitap Yorumum



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Arka kapak yazısı:

Ülkenin en kararlı , en özverili , en iyimser çocukları . Sert , acımasız , zalim günler. Zor günlere inat gülümsemelerini korumaya çalışan gençler. Kahramanlıklar , ihanetler , acılar ve aşkla dolu romantik bir yaşam. Demokrasi ateşini, diktatörlüğün en karanlık döneminde yakmaya çalışanların serüveni. 12 Eylül darbesine direnen insanların gerçek yaşamlarından çarpıcı öyküler.

"Çıplak Ayaklı Gece" 12 Eylül darbesi sonrasında ki insan psikolojilerinden kesitler sunuyor. Dokuz gerçek yaşamdan alınma öyküden oluşan kitap, 1992 yılında basılmış. Ahmet Ümit'in ilk eserlerinden biri. Özgürlük için mücadele eden solcu bir yazarın notları da denebilir bu kitap için .

Kitapta en etkileyici öykü "Pezevenk" isimli olanı. Sol bir örgütte bulunan Orhan'ın yaşadığı pişmanlığı , yorgunluğu , hayal kırıklıklarını anlatıyor. Örgüt içinde bir polis olduğuna dair gelen ihbarla her şeyden şüphelenmeye başlayan Orhan'ın iki gününe şahit oluyoruz bu öyküde. Evine döndüğünde ateşler içinde yanan çocuğuna bakarak her an tutuklanma korkusunu yaşıyor. Cam önünden dışarı bakarken ya şimdi gelirlerse , ya beni götürürlerse Emine ne ile yaşarı düşünüyor ? İç dünyasında yaşadığı çelişkiler insan ruhunun gizemli yanlarını sunuyor.

(Orhan'ın tüm gün sokakta duran birinin onu izlediği şüphesini yaşadığı günün gecesinde eşiyle yaşadığı yakınlaşması anında hissettiklerinden bir alıntı)

19 Tem 2010

Ahmet Ümit İzmir'deydi -2010-



Beyoğlu Rapsodisi - İnsan Ruhunun Haritası - Kar Kokusu - Kavim - Kukla - Ninatta'nın Bileziği - Patasana - Şeytan Ayrıntıda Gizlidir - Babı Esrar - İstanbul Hatırası - Masal Masal İçinde

Bu 11 kitap Ahmet Ümit'in eserlerinden okumuş olduklarımın listesi. Şuan okunmak için sırada bekleyen iki eseri daha masamda (Çıplak Ayaklı Gece ve Aşk Köpekliktir) Pek yakında sıra onlara da gelecek.

Ne okul yaşantımda ne de üniversitede bir kişinin yayınladığı bu kadar eseri, bu kadar sayfayı okumuşluğum olmadı. Üstadın kalemine , düşüncesine doyamadan okudum her birini. Düşünce insanı olan "yazar" ı yakından görmek önemli olmamalı gibime geliyor hep; önemli olan onu kelimeleriyle anlamakmış gibi hissediyorum. Ancak diğer yandan da eserlerinde okuduğun her satırın sahibi olanı görmek , yüzyüze iki cümle kurmakta önemli bir tad. O tadı tadmak için 16 Temmuz Cuma günü İzmir Alsancak İletişim Kitapevindeydik.

13 Tem 2010

İstanbul Hatırası Kitabı (Ahmet Ümit) Yorumlarım



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

"Edebiyat var olalı beri, polisiye roman en önemli edebi türlerden biridir. Önemlidir, çünkü suçu anlatmaktadır. Suç tıpkı insan DNA'sı gibi birçok bilgiyi içinde barındırır. İşlenen bir suçu inceleyerek yaşadığımız çağı, insanı ve toplumu anlatabilirsiniz." (Ahmet Ümit)

Sarayburnu'nda, Atatürk heykelinin ayaklarının dibinde bir ceset. Avuçlarında antik bir para...Ama ne bu ceset son kurban, ne de bu antik para son sikke...

Yedi Kurban

Yedi Hükümdar

Yedi Sikke

Yedi Kadim Mekan

Ve tek bir gerçek: "Bu şehrin gizemli tarihi"

&

Her kitabında farklı çevreleri ve anlatan Ahmet Ümit kimi zaman MİT elemanlarını, kimi zaman Moskova'da eğitim gören eski komünist parti üyelerini, kimi zaman arkeologlar ve bu bağlamda bir Hitit kent devletinin binlerce yıl önce yaşamış bir üst görevlisini, kimi zaman basın mensuplarını, kimi zaman Mevlana ve çevresini yada çoğu zaman İstanbul Emniyeti'nde görevli bir başkomiser ve yardımcılarını zihninizin en derin yerine yazılacak kadar etkili şekilde hayatınıza sokabilir.

Ahmet Ümit'le ilgili yazılarımın hepsinde, üstünde durduğum bir husus var; üstad okuyucusuna değer veren bir yazardır diyorum. Edebiyatın, tarihin en etkileyicisini onun eserlerinde hissedebilirsiniz. Asla unutamayacağınız sarsılmaları onun satırlarında hissedebilirsiniz . Radikal gazetesinin kitap ekinde şöyle anlattılar üstadın son eserini:

12 Tem 2010

2010 Dünya Kupasını Nasıl Hatırlarım ?



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

* Şüphesiz ki ilk madde "Vuvuzella" Sinek vızıltısına benzer borazan tipli o nesne , tüm stad tarafından üflendikçe yarattığı iğrenç sesi unutmak mümkün olmayacak. İlk başlarda yerel kültür dokunulmamalı falan ayağı yapıp destekliyordum ama arkadaş yok dayanılacak gibi değildi...

* Turnuvanın daha ilk gününden hırsızlıklarla gündeme gelen Güney Afrika'ya, bu turnuvayı veren Fifa'ya özel bir alkış -2016 Avrupa Şampiyonasını bize çok gördüler-



* Amerika94 , Fransa98 , Japonya-Güney Kore02 , Almanya06 Dünya Kupalarını izleme imkanım olmuştu. Bu yarım yamalakta olsa izleme fırsatı bulduğum 5. Dünya Kupasıydı ve ilk kez yaz değil kış mevsiminin olduğu bir yerde oldu. Bu futbolcular için iyi ama izleyici için kötü bir durumdu . Sebebi mi ? İlk kez bir dünya kupasında kadın taraftarlar kameralarca bu kadar az dikkat çekti =) Malum hava soğuk olunca... Tek istisna cep telefonu yuvacısı Larissa Riquelme oldu.

3 Tem 2010

2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı Neydi ?



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

2 Temmuz 1993'ten bugüne 17 yıl geçmiş. Çocuk gözlerimle bakmış, anlam verememiştim haberlerde izlediklerime. O halimle zihnim almamıştı olanları. Madımak'ın içinde insanlar olduğunu hayal dahi edememiştim.

Tıpkı 90 lı yıllarda gerçekleşen onlarca olayı olduğu gibi bunu da anlayamamıştım.

Aklın mantığın almadığı olaylar silsilesiyle doludur 90larda...

Ekşi Sözlük'ten edindiğim notlar şöyle o günlere dair:

- Prof. Dr. Muammer Aksoy, düzenlenen bir suikast sonucu öldürüldü.
- Çetin Emeç ile şoförü, düzenlenen bir suikast sonucu öldürüldüler.
- Turan Dursun suikast sonucu öldürüldü.
- Bahriye Üçok bombalı paketle öldürüldü.
- Uğur Mumcu öldürüldü.
- Eşref Bitlis öldü(rüldü).
- Turgut Özal öldü.
- Sivas katliamı'nda 37 aydın yobaz sürüsü tarafından yakıldı.
- Behçet Cantürk, Savaş Buldan gibi uyuşturucu kaçakçıları öldürüldü.
- Gümrük Birliği anlaşması imzalandı. Tansu Çiller "Türkiye 1998'de AB'ye tam üye olacak" dedi.
- Gazeteci Metin Göktepe faili meçhul bir cinayete kurban gitti.
- 28 şubat'ın rap rap sesleri duyulmaya başladı. aczmendiler ortaya çıktı.
- Susurluk skandalı patladı.
- Müslüm Gündüz, Fadime Şahin'le nerdeyse canlı yayında basıldı.
- Sincan'da tanklar yürüdü. Çevik Bir İran'ı terörist ilan etti.
- 28 şubat tarihli MGK toplantısıyla refah-yol hükümetine askeri kanattan dayatılan kanunlarla hükümet etkisizleştirildi ve akabinde kabine değişti. bu olay post modern darbe olarak Türk siyasal tarihinde yerini aldı.
- Disk, Kesk, Türk-iş ve bilumum sivil toplum örgütü MGK safında hizaya geçti.
- Ahmet Necdet Sezer anayasa mahkemesi başkanı oldu.
- Refah partisi Vural Savaş'ın açtığı davayla kapatıldı.
- İdari bir kararla başörtüsü üniversitelerde ve kamusal alanlarda resmen yasaklandı.
- Ahmet Taner Kışlalı öldürüldü.

Doksanlar Türkiye'sinde olanların elenmiş hali bu.

11 Haz 2010

Eskişehir Gezi Notları ve Fotoğrafları-2



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Geçen hafta Eskişehir Gezimin birinci bölümünü yazmıştım ve tramvaya binip Odunpazarı'na gittiğimi söyleyip noktalamıştım yazımı. Kaldığımız yerden devam edelim . Odunpazarı ,Eskişehir'in ilk yerleşim yeriymiş. Bu ilçedeki evler 250-300 yıllık. Bundan 2-3 yıl öncesine kadar ha yıkıldı ha yıkılacak veya en iyi ihtimalle kimsenin yüzüne bakmadığı evler İlçe Belediye Başkanı Burhan Sakallı'nın başlattığı restorasyonla eski şaşaalı günlerine geri dönmüş. Bugün Safranbolu evleriyle boy ölçüşür hale gelen Odunpazarı evlerinin restorasyonu henüz bitmemiş; ama çalışmalar devam ediyor. Kalan birkaç evde tamamlandıktan sonra bu ilçemizin adını kesinlikle daha çok duyar oluruz .

5 Haz 2010

Eskişehir Gezimden Notlar ve Fotoğraflar -1-



Askerlik sonrası yaptığım geziden Ankara Gezi Notları olarak bahsetmiştim . Şimdi bu gezinin ikinci ayağı olan Eskişehir'i tanıtmada sıra .

Şehir'in %10 u öğrenciymiş. Gençlikle dolu şehrin , kendide sürekli genç kalıyormuş . Anadolu'nun ortasında kendini sürekli yenileyen ve bu yenilenmeyle iç turizmin yeni aktörlerinden biri Eskişehir. Her hafta sonu kenti ziyarete gelen 80-90 otobüs dolusu yerli turistten bahsediliyor . Rakam ne kadar doğrudur tartışılır ancak , Anadolu'nun ortasında bir kenti bu denlisine cazibe merkezi haline getirmek gerçekten çok büyük başarı . Yılmaz Büyükerşen mucizesini kabullenmek gerekir .

Tabi yalnızca Büyükşehir Belediye Başkanı Büyükerşeni değil , diğer ilçe belediye başkanlarını da izlemeli. Örneğin birazdan özellikle bahsedeceğim Odunpazarı ilçesinin Belediye Başkanı , kente yıllarca hizmet edecek girişimlerin mimarı olmuş .

1 Haz 2010

Ankara Gezisi Notları ve Fotoğrafları




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR

Askerliğimin yeni bittiğini Muhibbilerin ve sosyal medyadaki takipçilerimiz bilirler. Sadece teskere almakla bitmiyor ama askerlik . Tatil yapmalı , soluk almalı , görülmedik yerleri görmeli sivil yaşama tekrar adapte olmak için =)

Hem bu sebeple , hem de şahsi işlerimiz olmasından dolayı geçen hafta Ankara ve Eskişehir'i ziyaret ettik . Ankara'ya daha önce 11-12 yıl önce gitmiştim . Hayal meyal hatırladığım o gezimde Ankara'yı yine çok beğenmiştim . Şu iki günlük ziyaretimde Ankara'nın bir çok yerini gezip bitirdik.

Uçakla gittik Ankara'ya . Havaalanından şehir merkezine (Ulus - Kızılay - Aşti ) belediye otobüsleri var; 3 lira 70 kuruşa ekonomik olarak ulaşım imkanı sağlanıyor . Alternatif ulaşım imkanları Havaş ve ticari taksi de mevcut elbette . Ancak mesefa 30-35 km bunu da göz önünde bulundurmalısınız . Ankara Havaalanı Türkiye'nin merkeze en uzak havaalanıymış.

4 Nis 2010

EYYYVA EYVA :)

Eyvah-Eyvah

BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR

Son zamanlarda bu kadar gülerek izlediğim bir film olmamıştı. Ata Demirer'i zaten severim, Demet Akbağ'a söylenecek söz yok, ikisi bir araya gelince muhteşem ikili olmuş diyebilirim.

Banu Avar- Hangi Dünya Düzeni



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Hepiniz Cefe'nin "Banu Avar- Hangi Dünya Düzeni Kitabı Yorumum" adlı kitap yorumu yazısını hatırlayacaksınızdır, ancak kitabı okuduktan sonra, ben de ufak bir yorum yazısı yazmadan yapamadım. Elbet Cefe'ninki kadar kapsamlı, kitabı tanıtıcı nitelikte olmayacaktır, bu yazı tamamen şahsi görüşümden ibarettir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...