ads

16 Ara 2009

TÜRKAN Tek ve Tek Başına... - Kitap Yorumu


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

TÜRKAN...

O, kendisine belirlediği hedefler uğruna, yaşam yolunda tek başına yol almayı göze almış bir kadın.

O, hayatını adadığı hastaları uğruna, okuttuğu binlerce yoksul kız ve erkek öğrenci uğruna hayatı boyunca ne aşkını, ne anneliğini, ne de hayatını doyasıya yaşayamadı belki ama ölümünden hemen önceki ÇYDD'nin kuruluş yıldönümü kutlamasında, 3.kez yakasına yapışan kansere inat, son bir kez ayakta dimdik durmaya çalışıp, son görevini de yerine getirmeye çalışırken, karşısında binlerce kişi onu alkışlıyordu. Tüm yaptıkları için... İşte bu onun en büyük ödülüydü...

4 Ara 2009

Aşk Coğrafyasında Konuşmalar (Nihat Genç) Kitabından Kesitler ve Yorumu



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.


Atatürk, İngiliz Kralı 8. Edvard'ı ağırlıyor.

Konuk Kral'ı Tophane Rıhtımı'nda karşıladı.

Kral'ın motoru, Boğaz'ın dalgalarıyla bir inip bir çıkıyordu.

Kral, tam rıhtıma atılmak üzeriydi ki eli birden yere değdi ve tozlandı. O sırada Atatürk, Kral'ı rıhtıma almak üzere elini uzatmış bulunuyordu. Kral, bir mendil ile elini silip öyle uzatmak istedi. Fakat Atatürk buna meydan vermedi, "Vatanımın toprağı temizdir Ekselans, elinizi kirletmez" deyip elini tutup çıkarıverdi...

Nihat Genç'in Aşk Coğrafyasında Konuşmalar isimli kitabının kapağını çevirdiğinizde bu hatırayla karşılaşıyorsunuz . Bunu hatırayı paylaşmasının sebebi Nihat Genç'in hayata bakışını özetliyor olması olsa gerek. Zira Nihat Genç'i sağcı solcu , ilerici gerici , şeriatçı laik , şucu bucu diye asla sınıflandıramayan bir yazar. Kendisi de öyle söylüyor zaten: "ideolojilere göre yazacaksam ben neden "yazarım" , bırakayım ideolojiler anlatsın her şeyi , düşüncenin ne önemi var o zaman" der . Bağımsız olmak , özgür olmak isteyen yüreğin sesi Nihat Genç .

Arka kapakta şunlar yazıyor :

"Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi hikâyelerimiz var. Bugün bile yüzlerce türkümüz, bu hikâyelerden alınmadır. Bu aşıklar, çok acı çekerler ama buluşamazlar. Hikayenin sonu ise çok enteresandır. Aslı, gerdeğe girmek için düğmelerini çözerken elbisesi alev alır, yanar. Kerem de yanar. Aşkla yanarlar ve yine buluşamazlar. Fakat hikâye burada da bitmez. Kerem ile Aslı'nın külleri kalır ve küller birbirine karışır...

İşte Anadolu toprakları: Kayseri, Erzurum, Bursa, İskenderun... Kerem ile Aslı'nın külü. Bu topraklarda anneannelerimiz, dedelerimiz, birbirinin küllerine karıştı. Biz burada insanlığın külüne karıştık. En çok ziyaret edilen, tarihin en çok mezar adları taşıyan, sandukaların, kral mezarlarının, evliya türbelerinin en çok olduğu topraklardayız. Bu topraklar, Kerem ile Aslı'nın külüdür ve bu kül, bizi ilahi tutkallarla bağladı.

Şimdi bize etnik ayrımcılık dayatıyorlar. Ama hiçbirimizin annesi, babamıza aşık olurken, 'bu, inşallah Çerkez'dir, Boşnak'tır' demedi. Ancak hepimizin annesi ve babası, bir düğünde karşılaştıkları zaman, 'seni yaratan ne güzel yaratmış, ben sana kurban olayım' demiştir. Biz, Allah'ın yarattığı her insana evlenirken kurban olduk, çoluk çocuk kurban olduk. Bu topraklara da kurban olduk. Biz, şehirlerimizi böyle kurduk. Birliğimizin temelinde, bu aşk felsefesi, bu evliyalar ve bizi kardeş yapan bu türküler, bu halaylar, bu kemençeler yatıyor..."

Yine kitabın içinden alıntılarla devam edelim. Sayfa 28 ve 29 da insanlık , kardeşlik , yurttaşlık adına önemli bölümler içermektedir:

28 Kas 2009

Doğal Yaşam Parkı Notlarım



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Doğal Yaşam Parkı yapılalı 2-3 sene önce yapılmıştı ancak geçen hafta gidebildim. Açılış zamanı ailem gitmiş , o gün için sınavım olduğumdan dolayı gidememiştim. O gün için duyduklarım , tüm ilgimi törpüledi . Yeni açıldığı için çok fazla ilgi olmasından dolayı bir çok konuda şikayetçi olarak geriye dönmüşlerdi.

Geçen hafta pazar günü plan program yapmadan yola çıktık ve kendimizi "Doğal Yaşam Parkı"nda bulduk. Yolu hiç bilmeyen birine en güzel tarif yöntemi şöyle olsa gerek; Karşıyaka sahil yolundan Mavişehir'e kadar gidin, Mavişehir EGS Park'ın yanından üst otoban yoluna çıkışı göreceksiniz , o yola girin sola doğru Doğal Yaşam Parkı tabelasını göreceksiniz. Tahminim ordan 6-7 KM ancadır .

Plansız yola çıktıp Doğal Yaşam Parkına gittiğimiz için yanımda fotoğraf makinam yoktu . Cep telefonumdan fotoğraflar çektim ancak burayı tanıtmak için yeterli netliği yakalayamadım . Zira alan çok büyük . Bu "doğal yaşam" ismininde manasını gösteren bir işaret. Tüm hayvanlar olabildiğince özgürler. Bu onlar için en büyük değer olsa gerek. Sadece bu yanını dahi görmek Doğal Yaşam Parkının , Büyükşehir Belediyesine teşekkürü hak ettiriyor .



Hatta bu doğal yaşam gezilen yollarda da gözlenebiliyor. Asla metal aksesuar yok. Tüm çöp kovaları, oturalar tahta ve otantik havada. Doğal yaşam parkı akşam 5 te kapanıyormuş . Bu yakadan o tarafa gidiyorsanız bunu gözönüne alıp çok daha erken yola çıkmalısınız ;)

Bu güzel mekandan çektiğim fotoğrafları bir hafta gecikmeli de olsa sizlerle paylaşıp bayramın son gününde gidecek yeriniz olmazsa alternatif fikir yarattığımı düşünüyorum =)

19 Kas 2009

Banu Avar - Hangi Dünya Düzeni Kitabı Yorumum



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.


"Bu kitap gençler için hazırlandı. Hani bilgiyi hap gibi yutmak isteyen, kitap okuma alışkanlığı 70 yıllık politikalarla yok edilen kardeşlerime, okumaya araştırmaya başlangıç olsun , heves aşılasın umuduyla ART (Avrasya TV) de yayınlanan Dünya Düzeni programını kitaplaştırdık

"Hangi Dünya Düzeni?" İle Amerika'nın ortaya attığı "Yeni Dünya Düzeni" tanımını sorgulamaya çalıştık. Görülüyor ki, küresel masonik çetenin "Yeni Dünya Düzeni" olarak tanımladığı düzen, aslında çok uluslu şirketlerin ulaşmak istediği dünya diktatoryasıdır!

Bu çete son 70 yılda amaçladığı yolda önemli adımlar attı... Aslında hep aynı metodu uyguladılar ve o metoda "demokrasi" adını taktılar..." (Sayfa 145)

Alışılmıştan farklı olarak bu sefer bir kitap tanıtımına son sözüyle başlamayı yeğledim. Banu Avar'ın Hangi Dünya Düzeni isimli kitabını en güzel tanımlayabilecek cümleler burada gizliydi çünkü... Çok basit , herkes anlaşılabilecek kadar sade bir dil ile yıllardır neden ekonomik sıkıtılar yaşıyoruz , batı nasıl oluyor da hep daha ilerde , bizler neden sorunlarımızı bir türlü aşamıyoruz , demokrasi adı altında bir buçuk milyon insan öldürülüyor ve dünya buna nasıl alkış tutuyor , neden sürekli aynı adamlar farklı görevlerde, nasıl oluyor da hep güç odaklarının başında onlar oluyor gibi soruların yanıtlarını bulabileceğiniz bir eser.

Kısa kısa alıntılarla tanıtıma devam edelim :

"...Bugün dünya küresel bir finans çetesi tarafından yönetilmektedir. 29 Temmuz 1921 de New York'ta kurulan Dış İlişkiler Konseyi (Council on Foreign Relation - CFR ), tek dünya devletini hedeflemişti. Ünlü Rothschild'ler de, Rockefeller de, Morgan da kurucu üyesidir. Tüm Amerikan başkanları finans kurumlarını yönetenler, Dünya Bankası başına geçirilenler, Birleşmiş Milletleri yönetenler, Dış İlişkiler Konseyi ile bağlantılıdır. Kissenger da , Holbrooke da, baba oğul Bushlar da , Clinton da, Kennedy de, Obama da adamlarıdır. Yeni dünya düzeni en tepedekilerin kurguladığı bir düzendir. İstenen tek kültürlü, tek hukuklu, tek ordulu, tek bayraklı, tek dinli bir dünya devletidir. Bu devlet masonik bir yapı tarafından yönetilecektir...." (Sayfa 25-26)

16 Kas 2009

Kar Kokusu - Ahmet Ümit / Kitap Yorumu




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Ahmet Ümit'in romanlarından okumadığım bir tek "Kar Kokusu" kalmıştı ki, o da artık okunup kütüphanemde yerini alanlar arasına katıldı.

Kar Kokusu 1998 yılında yayınlanmış . Sis ve Gece'den sonraki ikinci kitabıymış . Kitabın konusu Ahmet Ümit'in eğitimi için Moskova'da geçirdiği günlerden beslenmişe benziyor . Başarılı bir kurgu ile hazırlanan kitabın konusu kısaca şöyle özetlenebilir; Moskova'da Uluslararası Leninizm Enstitüsünde eğitim gören TKP'li gençlerden birinin öldürülmesiyle gerilmiş bir ortamda, KGB'nin iki istihbaratçısı Viktor ve Nikolay ile eğitmen Leonid'in katili bulma çabalarının konu edildiği romandır.

10 Kas 2009

10 Kasım'da Söylenecek Bir Kaç Sözümüz Var...




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Bir insanı büyük adam olarak anmak için üç şart vardır;

* O kişinin kendi idealleri, hayalleri olmalı

* O hayalleri gerçekleştirip , başkalarına da kabul ettirmeli

* Kendisinden sonra da gerçekleştirdiği eserleri yaşamaya devam etmeli.

Bu tanımlama bir televizyon programında Hakkı Devrim tarafından yapıldı ve ardından şöyle ekledi Hakkı hoca : "Bugünkü dünyada bu tarife uyan tek siyasi lider Mustafa Kemal Atatürk kalmıştır"

Son derece haklı bulduğum bu tespitlerle beraber , bizler biliriz ki , her fani ölür ama kimileri öldükten sonrada eserleriyle yaşar. Hani unutan eden varmış bunları birkaç cümle ile özetlersek eminiz ki onlarda hatırlarlar...

Mustafa Kemal Atatürk , yaklaşık üç yüz yıl savunma yapan , Viyana kapılarından beri gerisin geri gelen bir milleti tekrardan toparlayıp , emperyalist devletlere karşı mücadelede ilk kez başarılı olan kumandandır...

Mustafa Kemal Atatürk savaş sonrası sayısız devrimlerle , düşmanlarınca dahi saygı duyulan medeni devleti yaratan devlet adamıdır...

Mustafa Kemal Atatürk'ü maddesel olarak algılarsak ona karşı yapacağımız en büyük kötülüğü yapmış oluruz . Zira ölenle ölünmez diyen düşünce de Mustafa Kemal Atatürk'ü yalnızca bir insan olarak görmüştür. Tenden ibaret kabul etmiştir.

Oysa Mustafa Kemal düşüncedir , bağımsızlık ışığıdır, onurlu dik duruşun simgesidir.

Mustafa Kemal zihinlerde ışıktır.

Mustafa Kemal ilericidir. Çağına ayak uyduran değil , çağ atlatandır.

Mustafa Kemal bağımsızlıkçıdır. Özgürlüğü hiçbir şeye değişmeyen , onu karakteri kabul edendir.

Mustafa Kemal düşüncedir. Ölüm kalım savaşı olan Kurtuluş Savaşını dahi ortak aklın mekanı meclis ile yönetmiştir. Savaş sonrası şimdi daha büyük savaşımız var; artık cehaletle mücadele zamanı diyendir... Aklı düşünceyi bireye rehber edendir.

Mustafa Kemal özgür düşünceyle beslenen , ateşli yüreklerde , bağımsızlık sevdalısı , Türk aşkıdır...

7 Kas 2009

Taraf Olmak Olmamak yada Düşünmek Düşünmemek...




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Çocuğun yetişkinliğe adım attığı dönemdir , ergenlik çağı. Vücudundaki değişikliklerin yanı sıra düşüncelerinde ve karakterinde de değişimler yaşanır bu dönemde. Bir imajın , bir akımın taraftarı olmak ister; düşünceleri ve isteklerinin olduğunu herkese bildirmek istercesine hem de...

Çevresi yabancı müzik dinlerse, genç adamda dinler ve kendi dilinin müziğinden hoşlanmayabilir, zira kusursuzca o düşünceye ait olmalıdır. Mutlu olduğu çevre bunu yapıyorsa mutluluk ancak odur, başka alternatif aramak saçmalıktır.

Çevresi vatan , bayrak , millet yada özgürlük , sosyalizm , halkların kardeşliği derse, genç adam siyasete dalar. İki slogan ve üstüne iki satır yazı okur dünyayı çözer sistemi çözer. Kimseye ihtiyacı yoktur onun . İdealleri ve o ideallerini gerçekleştirecek ideolojisi vardır.

Çevresi ağır abi doludur. Üstelik onları mahalleli de çok seviyordur . Konu komşunun namusuna laf ettirtmez , gerekirse ağız burun dağıtırlar , takdir toplarlar ahaliden. Genç adam onu görür ve yaka bağır açılmaya başlar. Sokaktaki abisi Polat kendisi bir anda Güllü Erhan olur çıkar...



Çevresi o şehrin takımının maçına gidiyordur; sportmenlikleri şüphelidir ancak taraftarlıkları su götürmez HARRRBİ delikanlılıktır... Genç adam bunu görür, çeker yanaklara boyaları gider tribüne, hakemin anasıyla ilişkiye girer , yedirmez kulübünün hakkını o deyyus düdüğe... Çıkışta yeri gelir sevinçten , yeri gelir hüzünden çakar kafayı rakip taraftara; kimi zaman pataklar kimi zaman pataklanır ama delikanlı taraftardır, kanıda canı da fedadır takımına...

Genç adam gibi algılarsan hayatı siyah - beyaz görürsün her şeyi. Bir şey ya doğrudur ya yanlış, bir şey ya haklıdır ya haksız... Taraf olmak bir yanı seçip oradan bakmaktır , şüphe duymadan olduğun yerden , sorgulamadan , sorumsuzca...

1 Kas 2009

İki Zeka Sorusu - Yol parası ve Üçer litrelik su

 


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Elimdeki dergide bir birinde zor zeka soruları var . İlgi çeker mi bilemiyorum ama denemekte yarar var . Aklımızı ve beynimizin sınırlarını zorlayacak bu sorular zekasına güvenenlere özel =) Ancak yapamamak , doğruyu bulamamak çok olasıdır . Asla zekanızla ilgili bir şüpheye düşmeyin; biraz konsantrasyon biraz yetenek işi bu sorularla baş etmek =) İlk soru : 2,4,5,9 litrelik kaplarımız var. Bunlardan 9 litrelik olanı su ile dolu. Bu 9 litrelik suyu en az hamlede 3 litrelik üç parçaya bölün .

21 Eki 2009

Aktif Dinleme ve Konuşma



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

İletişim'in değişkenleri şunlardır :

Mesajı yollayan --> Mesaj-->  Ortam --> Alıcı ve tekrar başa dönen bu süreçten oluşur.

Bu konuyla ilgili tam yazı yazmayı planladığım sıra , takip ettiğim bloglardan olan Mümin abinin bloguna iyi bir konuşmacı olmanın basit yolu isimli yazı düştü .

İyi konuşmacı olmayı başarmanın ilk koşulu olarak karşınızdaki dinlemenin esas olduğunu belirten bu yazıyı da okumanızı tavsiye ederim .

Bu yazının devamında benim bahsedecek olduğum konu  "aktif dinleme"

Geri-iletim yani , dinlediğinizin bir konuyu doğru anlayıp anlamadığınızın onayını almak şekliyle , kişiler arasındaki iletişim bozukluğunu giderebilecek etkin bir yöntemdir . Aslında geri-iletim en doğru şekilde oturuşunuzdan bakışınıza , tonlamanızdan soru soruşunuza kadar detaylı davranış olsa da en önemli yanı soru sorulmasıdır .

Bir kaynakta şöyle bir örnek vermişler bu konuda :

Bloguna veda eden blogger'ın ardından çıkarılacak notlar...



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Nerden başlamalı anlatmaya bilemiyorum . Kendisi ile hiç tanışmadığım ancak iyi bir blog yazarı olarak bildiğim İzmirli Ali Bahşişoğlu 30 ay sonunda kapattığı alisko.org den mi , yoksa daha bir hafta öncesin aynı noktaya gelip muhibbiler.com veda mı etse dememden mi ?

Muhibbiler'le ilgili bu düşüncelerimden hiç kimsenin haberi yoktu bu yazıya kadar . Sadece , yine İzmirli blog yazarlarından olan Erdal'ın haberi olmuştu . Belki durağanlığın yarattığı değişim ihtiyacından , belki yazdıklarının , anlattıklarının derde derman olmamasından olan bir yorgunluktu... Ama Erdal bir şeyleri hatırlattı bana; anlatıyoruz , paylaşıyoruz , okuyoruz dedi. Bir kişide olsa paylaşılan faydamız olduğunu söyledi.



Meydandan eli kolu çekmek değildi  elbet amacım; yeni hayallerin peşinden koşmaktı . Üstelik çokta güvendiğim hayallerimin peşinden koşmaktı ama şimdilik yeni projeler peşinde koşmaktansa biraz daha devam etmek gerek dedik. Belki askerliğin yaklaşması , belki askerlik sonrası süreç korkuttu ama şimdilik aynen devam dedik. Birazda yazdıklarımızı takip ettiğini ve beğendiğini söyleyen Şeyma'nın katkısını da atlamamalıyım !

15 Eki 2009

Diplomasi Nedir Bide Benden Dinleyin...



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Muhibbiler blog yazarı Arda uzunca bir süredir ortalarda yoktu. Bir ara düşündüm acaba mektup yazsam , ulakla yollatsam ve şöyle yazsam;

"Pek muhterem Arda Bey kardeşim ,

Demokrasinin temeli diyalog, müzakere ve tartışmayla ortak aklı harekete geçirmektir. Sessizliğinizde blogumuza ilişkin gelinen noktayı aktarmak, değerli görüş ve önerilerinizi almak üzere zat-ı âlinizi ziyaret etmek arzu ve niyetindeyim"

Tanıdık geldi bu mektup dimi =)

Üstteki mektup Başbakan Tayyip Erdoğan'ın CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a yolladığı mektubun basına yansıyan kısmının , üzerinde azcık oynanmış hali =)

Mektuplar , açılımlar , buluşmalar , İsrail , Ermenistan , Sarkisyan , Azerbaycan , Obama , Suriye , İran , Irak , Terör derken adeta beynimiz oyuluyor bu gündemde . İnsanın takip edesi gelmiyor bir zaman sonra . Zira yaşanılan hiçbir sıkıntı , son sıkıntı olmuyor . Çözüm için değil adeta günü idare etmek için var siyaset denilen meret .

Tüm bu yaşanılanların bir adı var . "Diplomasi" dedikleri bu akıl oyunu , ruhlarımızı kirletiyor bence. Yoruyor ruhu da , düşünceyi de . Bunca karmaşanın içinde diplomasiyi çok güzel anlatan bir hikayeyi paylaşmak istedim sizlerle:

12 Eki 2009

Savunmacı Davranış Nedir ? Şehir Yaşamında Neden Yalnızlaşırız ?


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.


Hayat neden zordur ?

İş yaşamı neden sıkıntılıdır ?

Üniversite , lise yaşamındaki dostluklar iş yaşamı başladıktan sonra neden sekteye uğrar ?

Şehir yaşamında yalnızlaşan insanlar nasıl bu hale gelmişlerdir ?

Savunucu davranış denilerek açıklanabilecek olan bu derin ruh halini biraz açıklayalım;

Tarihte bilinen tüm toplumlar , içinde yaşadığımız karmaşık modern toplum dışında , bireylerin üç yada dört yakın ilişki geliştirmesine olanak verecek koşulları yapılarında bulundurmuşturlar . Sanayileşmiş batı toplumu , insanlık tarihinde bu yakın ilişkiden insanları yoksun bırakmaya zorlamış ilk toplumdur.

"Bir insan yaşamında üç yada dört yakın ilişkiye sahipse , mutlu ve sağlıklı olabilir . Bir toplum , bireylerinin her biri yaşamlarının her döneminde üç yada dört yakın ilişki geliştirmişse , sağlıklı bir toplum olabilir." (Prof. Charles Alexander - California Üniversitesi)

Sanayileşmiş batı toplumu ile bu sistemin bozulmasını şu şekilde açıklayabiliriz :

10 Eki 2009

Se7en Filmi İzlenimleri




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

On dört yıl öncesinde yapılmış bir filmmiş "Seven" yada bir diğere yazımı ile "Se7en" . Bu zamana kadar ismini birkaç kere duymuştum , ancak bunların hepsi isminin farklı yazım tekniğinden ileri gelmekteydi . Konusuna dair hiçbir fikrim yoktu ; ta ki Youtube'ta Ahmet Ümit'in bir videosunda bu filmle ilgili değerlendirmelerine rastlayana kadar . Ardında derhal filmi edinip , izledim .

Bir film tanıtımından çok uzak bir anlatım olacak ,  ilerleyen satırlar . Bunda hem Ahmet Ümit ustanın anlatımının katkısı , hem de filmin bir seri katilden yola çıkarak insan nedir , insan ne yapmalıdır , bu yaşam şekline karşı ne yapmalıdır bunu sorgulayan mesajlarının etkisi var . Bir iki ana karakter üzerinden gidiyor eser.  Somerset deneyimli , emekliliğini istemiş , tecrübeli bir dedektif . Mills ise genç , heyecanlı ve görevini layığıyla yerine getirerek dünyayı değiştirebileceğine inanan bir dedektiftir . Somerset'se bunun böyle olmayacağını bilen biri ; ki bunu ilerleyen sahnelerdeki bir bölümde (bar sahnesi) açıklıyor da . Katil ise sıradan bir katil değil ; her cinayetinin altında yeni bir mesaj veriyor . Tüm cinayetlerin ilahi bir amacı olduğuna inanıyor .

6 Eki 2009

İletişimin Yolu Çok Ama Kendi Yok


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

İletişim yaşamın ta kendisidir . İnsan iletişim kurmak için yaşar . Anlatmak ve dinlemek için vardır yaşam . Yakın zamanda , "İletişim ve iletişimsizlik" üzerine bir söyleşi yapmıştık muhibbiler konuşuyor buluşmasında. İletişimi engelleyen davranış ve tutumları konuşmuştuk o gün .



Bugün ise yazımda herhangi bir kaynağa dayanmayan yalnızca gözlemlerimden notlar sunmak istedim . Zira sanala alemden üç dört yıldır muhabbetim olan bir arkadaşımla dün ters düşüp köprüleri attık . Bunu düşünmem gerekli , kusur neredeydi , hata neredeydi ? Bir sonuca ulaştım kendimce . Bumuydu gerçek sebep bilmem ama güzel bir tespitti . Şöyle ki ;

3 Eki 2009

Elif Şafak - Aşk Kitap Yorumum


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.


Elif Şafak'ın Aşk isimli romanı Ella Rubinstein'ı tanımamızla başlıyor . Ella kırklı yaşları bitirmeye yaklaşmış , üç çocuk annesi evli bir Amerikalı hanımdır . Evliliğinde uzunca süredir ciddi problemler yaşıyor olsa da kendisini bu sorunları adeta görmemesi gerektiğine inandırmış bir karakterdir . Eşi onu aldatıyordur ve Ella bunu bilmesine rağmen fark etmezlikten gelmektedir . O kendini daha çok çocuklarının bakımına , evinin işlerine , büyük kızının aniden ortaya çıkan evlilik hayalleri ile mücadeleye adamıştır . Kısacası yaşamın ona getirdiği koşuşturmaca içerisinde kendini unutmuş , belirli görevlerinin bilincinde robot gibi yaşamı olmuştur .

Ta ki eline Aşk Şeriatı isimli kitap geçinceye dek !

Ella Rubinstein bir şeyler üretmek , faydalı olmak adına , çokta önemli bir görev olmayan ama onu yeterince motive edecek olduğuna inandığı bir işe başlamıştı . Bir yayın evinde kitap eleştirmeni asistanının asistanı olmuştu . İlk görevi ise Aşk Şeriatı isimli yeni çıkmış olan bir kitabı okuyup hakkında rapor hazırlamaktı . Kitabın yazarı A.Z. Zahara'ydı . Hakkında hiçbir bilgi bulunmamaktaydı ve kitabını yayınlanması için Amsterdam'a el yazısı halinde postalamıştı . Kitabın konusu ise Mevlana ve Şems Tebrizi'nin ilahi aşkıydı.

İşte Elif Şafak'ın Aşk isimli romanını okumaya başladığınız an , o an oluyor . Şems Tebrizi'nin Bağdat'ta gönüldaşını bulmak için yaşadığı imtihana , yolculuğuna , Konya'ya varışına , orada kimlerce sevilip kimlerce sevilmediğine şahit oluyorsunuz . Mevlana ile karşılaşmalarına , o evde yaşananlara şahit oluyorsunuz . Ahalinin Mevlana ile Şems'in dostluklarını anlamamasına , çekememesine hatta tuzaklar kurmasına şahit oluyorsunuz .

Şemsi , Mevlana'yı , Kimya'yı , Alaattin'i , Sultan Veled'i tanıyorsunuz .

Onları tanırken yolculuğa beraber çıktığınız Ella Rubinstein'dan kopmuyorsunuz elbette . Ella Aşk Şeriat'ı isimli kitabın raporunu hazırlamak yerine , A.Z. Zahara ile yazışmaya onu tanımaya başlıyor . Elindeki kitap hayatını değiştiriyor ve an geliyor birbirlerine aşklarını anlatacak kadar yakınlaşıyorlar .

17 Eyl 2009

Olasılıksız - (Adam Fawer) Yorumum




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.


Kitabın kapağına baktığımda siyah ve beyazdan oluşan karmaşık bir resim vardı . Adı ile beraber bu resim bana daha çok psikolojik bir hikaye okuyacağımı düşündürtmüştü . Adam Fawer isimli yazarın kitabı hakkında tek bildiğim çok satan bir eser olduğuydu . Arka kapağına bakıp konu ile ilgili bilgi almaya çalıştığımda ise "bitirmek için yarını , anlatmak için bitirmeyi beklemeyeceksiniz" diyordu .

Hadi bakalım diyip başladım okumaya ve abartılı yorumlamak istemem ama hayal kırıklığımın başı oldu o an . Kitap alışagelen şekilde gitmiyordu . Alıştığım kitapta bir karakter olurdu onun üzerinden giderek 4. - 5. sayfada bir başkasını tanırdınız yada bir ortamı gözünüzde canlandırırdınız . Fakat olasılıksız 4-5 farklı karakterden kopuk kopuk bahsediyor ve onların hayatlarının çakışması , konunun akıcılığını yakalaması 200 lü sayfalara kadar sürüyordu . Şahsi kanaatim bu kitap edebi bir eser olarak adlandırılmaktansa , zaman kaybetmeden sinemaya aktarılacak bir senaryo olarak kurgulansa çok daha iyi olur . Zira kitap sağlam bir konuya sahip ancak işlenişi ise bir o kadar aksak .

10 Eyl 2009

Bağımsızlığımızın Simgesi İzmirimin Kurtuluşunun 87. Yılından Kesitler


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.


İlk Kurşun Hasan Tahsin .

Ardında Efeler... Destanın adı onlar . Kuva-i Milliye'nin temel taşlarıdırlar .

Durmaz bu toprağın insanı esirlik altında . Baş kaldırır zulme , baskıya . Bağımsız olmak , hür olmak ister . Denizler gibi , Ege gibi...

Sanırlar ki Harmandalı oynanır . Bir de alay etmeye kalkarlar düşüne düşüne oynuyor derler . Bu yörenin oyunudur ama oyun değildir o . Tavırdır , duruştur , ruhtur . Göğsü şişkin , başı dik efelenir efem . Dedik ya zulme dayanmaz kafa tutar diye , hamurunda vardır işte bu yörenin insanında o duruş .

Türklerin Ata'sının annesi de bu toprakta yatar . Çünkü oğlu gibidir bu topraklar . İzmir Mustafa Kemal gibidir .

Bilir misiniz , 25 Haziran 1919 günü Amasya'dan, "Ulusu kurtarmak için, vatan ve namus" diyerek yola çıkıp Sivas'a geçen gazi Mustafa Kemal Atatürk'ümüz, 86 yıl önce 25 haziran 1923 günü ilk T.C. kimlik( nüfus ) belgesini çıkarttığı İzmir'den İzmir milletvekili seçilmiştir...

Şimdilerde yalnız kalmış hali olsa da İzmir'imin , değişmem körfezinin o kokusunu bile hiçbir şeye .

Bağımsızlığın , dik duruşun simgesi İzmir'imizin kurtuluşunun 87. yılı kutlu olsun . İşte o 09.09.09 dan foto ve videolar .

6 Eyl 2009

Unutulan Gün 4 Eylül 1919 Günü , Ben Sanki Oradayım... Erzurum'dan Sivas'a




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Yakın zamanda 30 Ağustos Zafer Bayramını geçtik . Zafer bayramı olan o özel günü, öylesine tartışmalarla geçtik ki ister istemez şaşkınlık yılgınlık içerisine düşüyor insan . Ardından 4 Eylül geldi . Ama hiç kimsenin haberi olmadı 4 Eylül'den.  Hani resepsiyon falan olsun demiyorum. Zaten o tip şeyleri de boşuna yapılan şeyler olarak görürüm . Gayem şu ki bir satır sözü geçseydi Sivas Kongresinin 4 Eylül günü olduğunun gazetelerde , haberlerde . Tam Bağımsızlık denilen , manda asla kabul edilemez denilen , yurtta bir düşman postalı kalmayana kadar mücadele edilecektir denilen o günün .

İzmirli gazeteci Hasan Tahsin Kocabaş'ın facebook'taki profiline düşen notlardan birinden alıntı yapmak isterim .
"Manda tartışmaları kongre bitiminde de sürüyordu. Örneğin, bir gece "milli hareketin liderinin" odasındaki sesler dışarıya taştı... Genç Tıbbiyeli delege Hikmet, sesini yükselterek heyecanla: "Paşam, üyesi olduğum Tıbbiyeliler beni buraya İstiklâl davamızı başarmak yolundaki çalışmalar için gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun şiddetle reddederiz. Örneğin, manda düşüncesini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal'i 'vatan kurtarıcısı' değil, 'vatan batırıcısı' ilan eder ve şiddetle kınarız!.." diyordu.
Mustafa Kemal de heyecanlanmıştı: "Çocuk müsterih ol! Gençlikle gurur duyuyorum. Biz azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklâl ya ölüm!"

Böylesi bir günün anısına , satılmış büyük medya organlarımıza inat kalemimi oynattım biraz . Hem o günlerden kesitler gözlerinize getirmek istedim , hem de kendimce bir düşün içine düşmek istedim . 23 Ağustos 1919 gününe kendimi Mustafa Kemal Paşanın hemen yanına yolladım . Onun kaleminden dökülüp yazılan Nutuk'u kendime pusula ederek sanki oradaymışım gibi hikayeleştirerek birkaç sunmak istedim . Umarım sabredip sonuna okuyan birkaç arkadaşım olur =)

Allah bizlere bu Cumhuriyeti yaratıp bırakan o yüce insanlara gani gani rahmet eylesin , mekanları cennet olsun...

1 Eyl 2009

(Ahmet Ümit) Kukla Kitabı Yorumum



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Kukla , bitirdiğim sekizinci Ahmet Ümit kitabı . 2002 yılında ilk basımını yapmış . Bendeki kitap 12. baskı ve 2006 yılına ait. Konusunda elbette yine cinayet var ama bu cinayet başka cinayet . Bir ülkeyi ilgilendiren bir cinayet . Çoğumuzun adını duyduğunda Mercedes , kamyon , devlet , mafya , polis diye dökülmeye başladığı günü kendine çıkış noktası olarak almış Ahmet Ümit . Uzatmaya gerek yok , "Susurluk" kazası ile ortaya çıkan çarpık ilişki ağının üzerinden ilerleyen bir konusu var kitabın .

Arkada kapakta şunlar yazıyor :

"Kukla , Türkiye'de bu türde yayımlanan romanlar içinde gerek işlenişi , gerek kurgusu , gerek kişilerin yaratılması , gerekse de Türkçe'sinin güzelliğiyle birinci sınıf bir yapıt değerlendirmesini hak ediyor" ( Vedat Günyol - Cumhuriyet )

"Susurluk öyle karanlık bir hikaye ki , başı sonu görünmüyor , çektiğiniz her parçası elinizde kalıyor , fantastik bir romanın gün yüzü görmemiş canavarı gibi eli kolu her yere uzanıyor . Bu hikayeyi sıkıca paketleyip romana yatırmak , bu ülke için yapılması gereken en büyük iyiliklerdendir." ( Şebnem İşigüzel - Milliyet )

Mesleğinde eski başarılarından eser kalmamış , hayattan kopmuş , ailesi dağılmış hatta eşini başka birine kaptırmış bir gazetecinin seneler sonra karşısına çıkan üvey kardeşi ile beraber içine düştüğü sarmalı anlatıyor . Güvenebileceği hiç kimsesinin olmadığı bu yolda hayatı pahasına mücadele veriyor .

Kitabı okurken birçok defa kendimden de yanlar buldum . Muhtemelen sizlerde okurken bunu hissedeceksiniz . Çünkü Ahmet Ümit'in en büyük özelliklerinden biri yarattığı karakterlerin kişilik özelliklerini çok ince işlemesi , onu size hissettirmesidir .

28 Ağu 2009

Saklıkent Gezimden Notlar Fotoğraflar ve Video



(Giriş bileti alırken bir foto)

BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Fethiye gezimin son ayağını yazıyorum şimdi de . Uzunca bi çalışma oldu =) Son ayağın adı saklıkent . Ama Antalya Saklıkent ile karıştırmayın . Bu Fethiye'yi 40-45 km geçtikten sonra olan büyük kanyonun adı .  Karacasu çayı diyolarmış çaya ama o isimle pek bilen yok yaşayanları dışında .



(Saklıkent from Cefe35 on Vimeo.)

Tahmin edeceğiniz gibi buz gibi bir su . Ama yaz günü gerçekten çok güzel geliyor bu soğukluk . Fethiye'ye 5. saklıkente'de 5. gidişim =) Su sanırım ferahlık veriyor =)



Göcek Adası Notlarım ve Fotolarım


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.


Fethiye tatilimin bir diğer ayağı da Göcek'ti . Göcek Fethiye'ye 34 km uzaklıkta . Küçük şirin bir kasaba . Gerçi bu kasaba sözü Göcek için hiçte olmadı . Zira kasaba bana hep kırsal yada köye yakın bir görüntü hatırlatır . Oysa Göcek uluslararası 5 marinayı barındırmakta . Milyonluk milyarlık gemiler yatlar sıralanmış duruyor =)





Bakmaya doyulmayan bu teknelerden de fotoğraflar var Göcek yazımda ancak asıl beni etkileyen yan çok daha başkaydı .



27 Ağu 2009

Fethiye Gezi Notlarım ve Fotolarım -2



Oludeniz from Cefe35 on Vimeo.

Fethiye gezisi notlarım fotolarım başlığı altındaki bu ikinci yazımda , Ölüdeniz'den günlük yat turları ile çıktığım yolculuktan kesitler olacak . Saat 10:30 da hareket eden yatlar akşam 5-5:30 civarında tekrar aynı yere geriye dönüyorlar . Gezi boyunca birbirinden temiz yerleri gezdiren tekneler kişi başı 20 lira alıyor ve bunun karşılığında seçimini size bıraktığı iki farkı öğle yemeği menüsü sunuyor . Bu fiyata hem tüm günü güzel geçirdiğinizi ve yemek yediğinizi de düşünürseniz oldukça iyi bir fiyat olduğunu farkedersiniz .



Tekne geziye öncelikle mavi mağara denilen yere uğrayarak başlıyor . Çok aşırı derin olmayan bu ağaranın içine yüzerek girebiliyorsunuz . Farklı bir yer ve yüzerek mağara girmek zevkli olabiliyor .

Fethiye Gezisi Notları ve Fotoları -1


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

İlk kez bu kadar uzun bir gezi yazısı hazırlıyorum . Çok fotoğraf bir o kadar not ve güzel anılarla geçen hafta sonumu paylaşacağım bu yazıyı , uzun olması sebebiyle kendi içinde parçayalıp kategorileştirdim . Şuan okumakta olduğunuz bu yazı Fethiye 'ye ilk gidiş günümü içermektedir. Diğer yazılarımda Göcek ve Göcek Adası , Saklıkent , Tekne Turunu bulabileceksiniz . Toplu olarak hepsini okuduğunuzda Fethiye ve çevresi hakkında detaylı bir bilgi edineceğinizi zannediyorum .

Kendi aracınızla gittiğiniz vakit hiç zorlamadan 4,5-5 saatte İzmir'den Fethiye'ye ulaşabilirsiniz . Ancak yol üzerinde saç kavurma ve gözleme yazıları ve Çine'de çöp şişçiler sıra sıra , hiç durmadan gitmek biraz zor gibi =) Yatağan Gökova arasında yol çalışmaları var . Bu sene gitmeyi düşünenlerin daha dikkatli olmalarında yarar var .



Fethiye'ye tahminen 45-50 km kala bu doğa harikası yerde durmadan geçmeye de izin vermiyor yol . Katrancı sakin gizli bir koy . Doğa harikası bir yer . Biz ancak üstten geçerken fotoğraf çektik . İşte o fotoğraflar :





Fethiye'ye bu 5. gidişimiz . Hiçbir akrabamız falanda yoktu bize orayı alıştıran ama iki sebep bizi bağladı . Birinci sebebi ilerleyen yazılarda fark edeceğiniz şey olan Fethiye'nin başka hiçbir yerde olmayan doğa harikası bir yer olması . İkincisi ise böylesine güzel bir yerde zaman geçirirken huzurlu ve rahat olmamızı sağlayan California Apart Hotel . Aile işletmesi olan bu yerde çok rahat edeceğinizi temin ederim . Bahsettiğim bu yer tam Fethiye'de olamayıp Fethiye merkeze 16-17 km Ölüdeniz'e 3 km mesafede bulunmakta  . Bulunduğu yer Hisarönü olarak bilinmektedir ve Fethiye merkezden kat kat daha canlı hareketli bir yerdir .

22 Ağu 2009

Kağıtlara Tutkumuz ve Muhibbiler Kitap Ayraçları



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Hatırlıyorum bir ara haberlerde sık sık çıkardı , çöp ev belediye tarafından temizlendi haberleri . Artık ya insanlar kağıt toplamıyor yada haber değeri taşımıyorlar .

Eve kağıt toplayacak kadar abartılı olmasa da bir çok insanın duygusal bağı vardır kağıtlarla .

Atamazsın kolay kolay , önemsiz kağıtları dahi .

Ders notları atılmaz mesela , kolilenir kaldırılır . Okul yaşantın boyunca kendi ders notlarından bir ders geçemeyen adam , kendi notunu saklar kaldırır . Yada fotokopileri atamaz .

Kaçınız hatırlar bilemiyorum . Bende hayal meyal hatırlıyorum zaten . Annanemlerin eski evin tabanı tahtaydı . O tahtadaki delikleri kağıtla tıkarlardı . O kağıdı çıkardın mı alt kattaki ev görünürdü =) O kağıt parçası mesela bir mahremiyetti .

Yine eskilerden geldi aklıma . Kömür sobasının altına gazete serilirdi küller halıya gelmesin diye . Aynı haberi bir senede kaç kere okurduk can sıkıntısından kim bilir =)

Soba deliği kapatılır , masanın dengesiz ayağına konur . Hatta o kağıt masa ile bütünleşir . Masa nereye giderse o kağıt konur altına .

18 Ağu 2009

Tarihimizle Yüzleşmek - Emre Kongar Kitabı Yorumum



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Emre Kongar - Tarihimizle Yüzleşmek isimli kitap okumasını son bitirdiğim eser . Kitap çok basit elde edilebilecek kaynaklarla resmi tarihin ve gayri resmi tarihin , eksik , yanlış veya abartılı verdiği konulara değinmiş . Tarihi sıkıcı bulanların dahi beğenerek okuyabileceğini düşündüğüm kitabın başında Emre Kongar , kitabı yazma sebebini şöyle açıklıyor :

"Ben bir tarihçi değilim, bir toplumbilim öğrencisiyim.

Bu kitapta yazdıklarımı, bulduğum yeni belgeler veya kimsenin bilmediği özgün metinler üzerine de dayandırmadım.

Tam tersine, yazdıklarımı, başta İslam Ansiklopedisi ve Türk Ansiklopedisi olmak kaydıyla, herkesin bildiği, herkesin her an ulaşabileceği, güvenilir kaynaklara dayandırdım.

Pek çok bölümde, yararlandığım kaynaklan da belirttim."

Toplam 233 sayfa . Elimde bulunan kapakta 10 YTL yazıyor ancak ben eski kitapçıdan 5 liraya aldım . (Üçyol'da yeni bir eski kitapçı buldum bide =) )

Daha önceden demokrasimizle yüzleşmek isimli kitabını da okuduğum Kongar'ın kitapları genellikle sıkıcı konuları dahi akıcı bir dil ile yorumlamaktadır .

Kitapta özellikle not aldığın birkaç yeri paylaşayım :

* İlk Devalüasyon - Fatih Sultan Mehmet




"Osmanlı tarihinin ilk devalüasyonunu yapmış, yani paranın değerini düşürmüştür.

Böylece merkezi yapıyı güçlendirmek ve genişletmek için gereken finansmanı sağlamıştır.

Bilindiği gibi Osmanlı'nın paranın değerini düşürme yöntemine tağşiş deniliyor:

Mağşuş yani tağşiş edilmiş sikke, ya küçültülmüş ya da içine bakır karıştırılarak gümüş gramajı düşürülmüş akçe. Tabii herhangi bir tağşiş işlemi yapıldığında Galata bankerleri derhal bu durumu fark ediyor ve Osmanlı parasının Batı devletlerinin altınları karşısındaki değerini düşürüyorlar; böylece devalüasyon ortaya çıkıyor."



Şevket Pamuk diyor ki, "Tağşişi en çok sevenler, merkeziyetçi ve reformcu Padişahlar. Osmanlı'da ilk tağşiş, Fatih Sultan Mehmet çocukken birinci kez tahta çıktığında yapılıyor. Sonra Fatih, her on yılda bir tağşiş yapıyor. Bir başka büyük tağşiş II. Mahmut zamanında yapılıyor örneğin.

"O zamanlar enflasyona karşı güvence sağlayan, faiz ve benze-ı i kurumlar yok. Bu nedenle sabit gelirliler yani esnaf ve yeniçeriler çok zarar görüyor. Bir tağşiş sırasında 1 duka altının değeri 18 akçeden 44 akçeye çıkartıldığında, yeniçerilerin maaşı günde 1 akçe. Bunun üzerine yeniçeriler Edirne'de bir tepede toplanıp olayı protesto ediyorlar ve maaşları günde 3,5 akçeye yükseltiliyor. Edirne'deki bu tepenin adı bugün de 'Buçuk Tepe'."



10 Ağu 2009

Seferihisar - Sığacık Gezimiz


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Geçen hafta Cuma günü Yeniasır tv de bir programda izlediğim Seferihisar - Sığacık , ertesi günü gitmem gerektiğini düşündürtecek kadar güzel bir yer  =)

7 Ağu 2009

Ben İnanmadım , Sizde İnanmayın Dolandırılmayın



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.


Bahsedeceğim konu dün gerçekleşti . Akşamüzeri teyzemin cep telefonunu 0531... ile başlayan bir cep numarası aradı . Kendisini Ankara Çankaya'da görevli bir polis memuru olarak tanıttı . İsmi sorup hiç kimliğinizi kaybettiniz mi , işte fotokopisini kaybettiniz mi gibi sorularla henüz ne için aradığını dahi söylemeden sadece tedirginlik yaratmaya çabaladı .

Bu arada arka fondada telsiz sesleri , bilgisayar ve başka insanların sesleri geliyordu . Yani tamamıyla ortam şartları da  gerçeğe yaklaştırılmıştı .

İkamet ettiğiniz yer neresidir , eşinizin ismi ne iş yapıyor.....

Baktım ki sorular bitmiyor telefonu aldım ve şuna benzer bir konuşma geçti aramızda :

- Evet buyrun dinliyorum

- Kiminle görüşüyorum ?

- Ben Cihan yeğeniyim aradığınız kişinin

- Bizim eşi ile görüşmemiz gerekiyordu

- Eşi yok şuan , görüşebileceğiniz sorumlu kişi benim anlat

- Hanımefendinin haberi yok sanırız , kartı kopyalanmış yanılıyor muyum ?

- Böyle bir bilgimiz yokta , bu işlem bu şekilde yürümez sen bana sicil numaranı ver aradığın yerin telefon numarasını ver ben arayacağım

- E ben aradım konuşuyoruz iş ne gerek var

- Kardeşim versene telefon numaranı , sana ne benim kartımdan , kimliğimden ?

Hafızanızı Güçlendirecek On Taktik




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Şu sıralar bir e-posta ile bana ulaşan bu alttaki listeyi aslında bir yıl önce Beyin Gücü isimli dergide okumuştum . Bazıları gözümde büyüse de bazılarının yapılması çokta zor olmayan bu hafızayı güçlendiren listeyi sizlerle de paylaşmak istedim .


ISTE HAFIZANIZI GUCLENDIRECEK 10 BASIT TAKTIK

Hafızanızı basit alıştırmalarla güçlendirebilirsiniz. Kolaylıkla her yerde çok zaman harcamadan yapabileceğiniz bu 10 alıştırmayla güçlü bir hafızaya sahip olabilirsiniz. Uzmanlar düzenli uygulandığında çok basarili sonuçlar elde edildiğini belirtiyor.

Ters el alıştırması:

Sağ elinizi kullanıyorsanız, biraz da sol elinizi çalıştırmaya başlayın. Saclarınızı sol elinizle tarayın veya çayınızı kaşıkla alışık olduğunuz yönün tersine karıştırın. Kalemi ters elinizle tutun. Biraz üreticiliğinizi kullanın ve daha neleri tersten yapabileceğinizi bulun. Tabii bulduklarınızı da hemen deneyin. Sonuç olarak, rutin alışkanlıklarınızı kırar ve beyninizin kullanmadığınız diğer yarısını da harekete geçirmiş olursunuz.

Çocuk oyunu alıştırması:

İşe veya alışverişe giderken, tıpkı bir çocuk gibi merak içinde bütün duyularınızı harekete geçirin. Bakin, dokunun, dinleyin, koklayın. Çiçek açan ağacın kokusunu keşfetmeye calisin. Fırında satılan taze ekmeklerin kokularını algılamaya calisin. Yürüdüğünüz zeminin özelliklerini hissedin. Caddede duyduğunuz sesleri ayrıştırın. Yanınızdan gecen insanların tek tek konuşmalarını dinleyin. Evinizde gözlerinizi kapatarak bir yerlere ulaşmaya calisin. Kısacası, duyularınızı alışık olmadığınız tarzda kullanın. Bu şekilde çok ender yaptığınız bağlantıları canlandırır, beyninizin kapasitesini arttırırsınız. Eğer bu yaptıklarınızdan zevk alır ve insan veya olayları detaylı algılamayı sürdürürseniz, hafızanız her zaman canlı kalmaya devam eder. Duyu organlarınızın ne kadar fazlasını kullanırsanız, unutmak istemedikleriniz o kadar sağlam kalır.

31 Tem 2009

Ayşe Kulin - Bir Gün Kitabı Yorumu

 



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Çok hızlı kitap okumama ancak Ayşe Kulin'in Bir Gün isimli kitabını 4 günde bitirdim . Okumadan önce konusuna dair hiçbir bilgimin olmadığı kitabın konusu , Türkiye'nin şu günlerdeki en önemli gündemi olan doğu sorunu , terör sorunu , kürt sorunu gibi farklı isimlerle tanımladığımız , 25 yıldır içimizi kemiren derdimizden oluşuyor . Kitaba dair düşüncelerimi bu yazıda yazdıktan sonra internette kısa bir arama yaptım ve birkaç önemli not daha düşmem gerektiğini farkettim . 2005 yılında çıkan bu kitapta bahsedilen Zeliha Bora karakterini Leyla Zana'dan , Nevra Tuna karakteri ise Ayşe Kulin kendinden esinlenerek yaratmış . Leyla Zana'nın içerde olduğu dönemde röportaj talebinde bulunan Kulin'in bu istediği kabul edilmemiş ve o da edindiği bilgilerden yola çıkarak hayalinde bir karakter yaratmış kitabı için  . Kitap milliyetçi duyguların coşkun olduğu anlarda veya bu duyguları yoğun olan okuyucularca okununca hoşlanılmayabilir . Ancak kendi adıma okurken daha ilk sayfada olan şu sözü unutmadan okudum ; "Hünkar pire teşne , pire hünkare hem Yani hem ayrıydılar , yekpare hem" (Mevlana C.R.)

29 Tem 2009

TATİLCİLERİN DİKKATİNE!




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Bütün bir yılın yorgunluğundan kurtulmak ve yolunda gitmeyen işlerin stresini bir kenara bırakmak için bir kaç günlüğüne tatile çıkmıştım. Fakat gittiğim yerde olmayacak dediğim bir iş başıma geldi ve stres atmaya gittiğim tatilin büyük bir kısmı tam bir stres sebebi oldu. Bunları kaleme almamın nedeni ise benim şu durumumun tatilciler için bir örnek teşkil etmesi ve daha temkinli davranmalrı için bir uyarı levhası görevi üstlenmesi.
Yaklaşık on gündür Antalya’daydım. Bu olay ise henüz tatilimin üçüncü günü akşamında meydana geldi. Yaklaşık kırka yakın güvenlik elemanının çalıştığı, giriş çıkışların kontrol altında tutulduğu, epeyce bir sayıda güvenlik kamerasının bulunduğu bir eğlence kompleksinin plajlarında arkadaşımla birlikte cüzdan ve telefonlarımızı koyduğumuz çantamızı çaldırdık ki bugüne kadar o mekanda gerçekleşen ilk hırsızlık olayı olarak da bir ilke imza attık. Bu kadar güvenlik önleminin olması yada plajların çok kalabalık olması ve çoğunluğunda ailelerden oluşması hırsızlar için bir sorun teşkil etmemiş olacak ki, havlularımızın altında duran çantayı alıp gitme cesaretini gösterebilmişler. Üstelik bu durumu yaşayan tek biz de değiliz, bizim gibi çok insan da aynı dertten muzdaripti. Hatta bir vatandaşın arabasının camını kırmak suretiyle araba içinde her ne varsa toplayıp gitmişler. Ve tüm bahsettiğim bu olaylar toplam bir saatlik bir zaman zarfında meydana geliyor.

Bahsedeceğim esas mevzu da bu değil aslında; giden zaten gitti ve geri dönmesi umudumuz da yok, üzerine soğuk suyu içeli de epeyce bir vakit oluyor zaten fakat bu olay sonrası içine düştüğümüz durum daha da enteresan. Soluğu hemen karakolda aldık fakat esas felaket silsilesi de bu noktada başlıyor zaten. Cüzdanlarımızla birlikte kimlik, ehliyet, banka kartları zaten gitmiş, telefonda simkart, simkartta telefon numaraları da onlara eşlik etmiş tabiiki. Biz bunlara yanarken karakoldaki polis memurunun sorduğu oldukça enteresan sorular da bizi çileden çıkarmaya yetecek düzeydeydi; “Çantanızın çalındığını iddia ediyorsanız kimin çaldığını da söyleyin?” gibi bir sorunun hangi akla hizmet olarak sorulduğunu da hala anlamlandıramıyorum. Bu soru ve benzerleri neticesinde polis memuruyla atışmamızdan ötürü yaklaşık iki buçuk saat hiçbir işlem yapmadan bizi karakolda bekleten zihniyeti kınamaktan başka bir şey elimden gelmiyor. 19.30 civarında ıslak mayolarımızla girdiğimiz karakoldan saat 23.00’a gelirken güç bela ayrılabildik ne yazık ki. Giden kartlarımıza mı yoksa polisimizin bu tutumuna mı yanmalıyız, hala ayırdına varmış değilim.

22 Tem 2009

Urla Karantina Adasından 4 Fotoğraf



BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Urla Karantina Adası diğer adıyla Hastane Adası aslında insanlık tarihinin 5000 yıllık izlerini taşımaktadır . Çok çeşitli kültür ve medeniyetlere ev sahipliği yapan Karantina Adası , adından anlaşılacağı üzere 4 tarafı denizlerle çevrili İzmir Körfezinde anakara ile bağlantısı olan ve Cumhuriyet döneminde ağaçlandırılan en güzel iklime sahip tek adadır .

Ana karaya yaklaşık 600 metrelik taş dolgu yol ile bağlanan adamız 320 dönümlük yüzölçümüne sahip Hastanemizden başka "Hudut ve Sahilleri Sağlık Koruma Yeri Müdürlüğü" ile sadece yaz dönemlerinde faaliyet gösteren , Sağlık Bakanlığı Sosyal Tesisleri Müdürlüğü'nüde üzerinde taşımaktadır .

Urla Devlet Hastanesi sitesinin tarihçesi bölümü böyle diyor . Belki de Türkye'nin en güzel doğası içinde bulunan bu hastanenin bulunduğu adadan (ki yarım ada oldu) 4 fotoğrafı sizlerle paylaşalım =) Her iki tarafı da deniz olan bu ince yolda adaya ulaşmak çok farklı bir güzellik . Yolu düşenlere tavsiye edilir =)

3 Tem 2009

Veryansın Kitabı - Nihat Genç




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.


Yeni bitirdiğim kitabım "Veryasın"

Şu sıra Avrasya TV (ART) de aynı isimdeki programı ile 15 günde bir gündemde olan , olup biten her şeyi farklı bakış açılarından anlatıp , senin benim anlayacağımız en sade şekilde anlatan , zihinlere ışık olan Nihat Genç'in kitabı .

Kitap SKYTURK 'te Serdar Akinan 'la birlikte yaptığı programların , en önemli kısımlarından oluşuyor . Benzetmeleri , fıkraların , eleştirilerin en tadından yenilmez kısımlarından oluşturmuşlar . Kitabın oluşmasına Destek Yayınlarından Sinan Onuş ve Erdem Anılan vesile olmuşlar .

Hatırı sayılır bir izleyici kitlesine ulaşan bu programlar internette sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılır hale geldi . Programın videoları , ses dosyaları forumlarda yayınlanır oldu . Programlarına ve kitaplarına olan bu ilgiyi Nihat Genç Veryansın kitabının önsözünde şöyle yorumlamış :

"Sizler beni 48 yaşımdan sonra tanıdınız . İşte o yaşa kadar ne yedim , ne içtim , yazarlıkla karnımı tüm ambargolara rağmen nasıl doyurdum ? Bu büyük direncin manevi bir formülü vardı . Tarihin derinliklerinde binlerce soylu yazar , direnerek , çalışarak , işkenceler altında canları pahasına metinlerini bizlere ulaştırmayı başardılar . Şimdi sen , ben , biz , onların aşkı , onların onuru , onların değerleriyle , kültürleriyle oluşuyoruz . Doğuda ve Batıda dünyamızı şekillendiren bu soylu yazarların ahlak dersi olmadan yola çıkanlar o holdinglerin , bu medyanın , şu şebeklerin , bu falan partinin , şu şeyhin köpeği , yalakası olur . Bu iletişim çağı sizi kandırmasın . Karşınıza yüzlerce gazetenin  sansürünü , yüzlerce televizyonun ambargo duvarını yıkarak geldim . Çünkü kalbimde , ellerimde , sırtımda , tarihin bu soylu yazarlarının hikmetli aşk sözleri vardı . O güzel adamların , duvarları delen büyülü sözleriydi ."

25 Haz 2009

Yeşilçamın Unutulmaz 3 Sahnesi

cefeninuclusu

BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.


Elbette binler filmin ve o filmlerdeki çok değerli yüzlerce oyuncunun emeklerinin kıyaslanması hoş değil . Ancak bazı filmler ve o filmlerin öyle sahneleri var ki , sanki o olay gerçekten yaşanmıştır ve birler oradayızdır . Öylesine zihnimize işlemiştir bu sahneler .

Birinci film Selvi Boylum Al Yazmalım

Kamyon'un çamura saplanması sonrasında İlyas ve Asya'nın birbirlerini görmeden atışmaları , Asya'nın hamile oluşunu söylerken ki utangaç tavrı , terk edilmişlik sonra omuzlarının düşüşü , Cemşit'in bebeği soğuktan koruması , Asya'nın kaçak bakışları....

Tüm hepsi tek tek gözlerimizin önüne geliyor . Ama özellikle son sahne fotoğraflanmaya değerdi bence

Agatha Christie - Fare Kapanı Kitap Yorumu




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.


Arka Kapak Yazısı :

Kar fırtınası ve bir katil...

Issız bölgedeki malikanede kapana sıkışmış küçük bir dost topluluğu...

Agahta Christie , zekice kurguladığı basit bir planı ustaca yorumlayarak harika bir eser yaratmıştır.

Fare Kapanı tiyatro tarihinde en uzun sahnede kalan oyundur .

-------- MUHİBBİLER --------------- CEFE -------------

Fare Kapanın Karakterleri

Molly Davis : Yeni evli genç bir kadın . Pansiyon işletmeye kalkışmış .

Giles Davis : Molly'nin kocası . Çocukluğundan söz etmekten hoşlanmıyor .

Chritopher Wren : Kızıl saçlı bir genç . Mimar olduğunu iddia ediyor .

Bayan Boyle : Yaşlıca bir kadın . Son derece ukala

Binbaşı Metcalf : Orta yaşlı bir adam . Belki de göründüğü gibi değil.

Paravicini : Bir yabancı . Pansiyona gece yarısı gelmiş .

Trotter : Genç komiser . Katili bildiğini sanıyor .

Müfettiş Parminter : Islık çalan katilin peşinde .

23 Haz 2009

Ahmet Ümit İzmir'deydi


BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Tam 2 hafta Ahmet Ümit İzmir'deydi . Alsancak Kültür Merkezine Mülkiyeliler Birliğinin Söyleşine geldi . O zamandan bugüne bir türlü oturup yazma fırsatım olmadım o günü bloguma . Ama kısa kısa notlar tutmuştum o günden . Şöyle ki ;

* Elif Şafak'ın Aşk romanını okumamış ve anladığımız kadarıyla da asala okumayacak . "Ben 3 yıl önce ki söyleşilerimde Mevlana ve Şems'i anlatıyordum , onlarla ilgili bir roman hazırladığımı söylüyordum . Kitabım yayınlandı , romanda İngiltere'den Konya'ya gelen bir bayanın yaşadıklarından yola çıkıyorum , Aşk romanında ise ABD 'den Konya'ya gelen bir bayanın yaşadıklarından yola çıkılıyor . Benim kitabımdan alıntı yaptı yada taklit etti demiyorum ancak 2,5-3 sonra böyle bir kitabın aynı hikayeden yola çıkarak yazılması düşündürücü " dedi .

9 Haz 2009

Yurtdışından Cep Telefonu Getirecek Olanların Dikkatine




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.


Yaklaşık 1,5 ay önceki yazımda ananemin umreye gittiğini sizlerle paylaşmıştım . İşte gittiği yerden bir cep telefonu geldi bana =) Fiyatları Türkiye'de fiyatları ile karşılaştırıldığında çok avantajlı ancak bu telefonları Türkiye'de kullanmaya çalıştığınız an o fiyat aralığı keşke olmasa da almaz olaydım dahi dedirtebilecek kadar zorlaşabiliyor işlemleri . Daha önceleri bir çok kere yurtdışından telefon getirmenin sorunlu olduğunu duymuş olsam da ayrıntılarını bilmiyordum . Sizlerle bu ayrıntıları paylaşmak isterim :

5 Haz 2009

Ulak (2008)

ulak

BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.


Öncelikle filmin konusunu kendi sitesinden aldığım alıntı ile çok kısa geçeyim :

"Zamansız ve mekânsız bir öykü... Film, düzeni yekten bozulmuş bir köye, köy köy dolaşan bir seyyahın, Zekeriya'nın gelişiyle ve beraberinde getirdiği sırlarla başlar. Zekeriya ile gelen sırlar, köye geri dönülmez bir değişim yaşatacaktır. Filme adını veren "Ulak İbrahim", Ocak ayında seyirciye yüzünü gösterecek ve tüm sırlar su yüzüne çıkacak... Ulak 7 haftalık bir çekim sürecinde tamamlandı."

Şimdide kendimce bu tanımlamadan bir şeyler karalayım :

28 May 2009

Arafdaki Aydın; Cemil Meriç

meric



Bir odada on bir bin kitaplık bir kütüphane, bir çalışma masası.. ve fildişi kulesinde münzevi bir aydın... Gecenin karanlığında gök yüzündeki takım halindekilerin aksine yapayalnız bir yıldız.. kutup yıldızı; karanlıkta yön bulmaya yarayan... "İdeolojiler düşünceye giydirilmiş deli gömlekleridir!" diyen ve hiçbir ideolojinin hegemonyasına girmeyen, bu yüzden de kalabalığın içinde bir başına kalan, fildişi kulesine sığınan bir aydın.. Cemil Meriç...

"Ben herhangi bir tarikatın sözcüsü değilim. Yani ilan edilecek hazır bir formülüm yok. Derslerimde de, konuşmalarımda da tekrarladığım ve darağacına kadar tekrarlayacağım tek hakikat: Her düşünceye saygı..." Bütün hayatının özeti aslında bu söz Meriç'in. Kendimize olan saygımızın bile tartışıldığı bir dönemde yaralarımıza reçete... Hiçbir hazır fikre boyun eğmeyişin idolü Üstad. Her yeni gelen fikre şüpheyle yaklaşmak; 'şüpheden bile şüphe eden bir şüphe...', hazır bir elbise gibi giyinmek yerine kendi kültür ve irfan dünyamızda yoğurmak ve posayı reddetmek...

23 May 2009

Manyak Kaleci Rene Higuita

rene 



Bazı resimler vardır ki ömrünüz boyunca , aradan ne kadar zaman geçse de asla unutamazsınız . Erkek olmam sebebiyle sanırım futboldaki bazı golleri pozisyonları da unutamıyorum =D Hagi 'nin Monaco 'ya golü , süper kupa finalindeki çalımı , Rapid V. 'e golü.... Konu Hagi olunca hatırladığım o kadar çok sahne var ki saymakla bitmez =D Ama videosunu paylaşacağım pozisyonu sadece futbol hayranı olanlar yada herhangi bir futbolcunun hayranı olanlar değil tüm herkes unutamayacak . Zihnimde böyle bir görüntü vardı . Kimdi , ne zamandı hatırlamıyordum ama ufak bir araştırmadan sonra buldum . İsmi Rene Higuita . Kolombiya milli takım kalecisi . Hatta Mondragon'dan önceki Kolombiya kalecisi desek daha belirginleştirmiş olurum . Lakabı "el loco" muş . İspanyonca manyak anlamına geliyormuş .

Dünyadaki İlginç Ve Gülünç Yasaklar




BU YAZI MUHİBBİLER.COM SİTESİNE AİT OLUP DÜŞÜNDÜREN ŞEYLER BLOG YAYINLAMA HAKKINA SAHİPTİR.

Ülkemizi yıllardır AB ile ABD adlı büyük abiler yasakçılıkla suçlarlar.Özgürlükçü ve demokrat olmadığımızı söylerler.Oysa ki biz yasaklara alışığızdır,yasaklardan şikayetçi değilizdir,çünkü bizim felsefemiz;yasaklar çiğnenmek içindir,yasak bir şey varsa, inadına o yasak olan şeyi  yaparız,yasaklar bizi caydıracağına teşvik eder.

2007 ajandamı karıştırırken bulduğum,nerede okuduğumu hatırlamadığım dünyadaki Kandemir Konduk'un yazdığı,Zeki Alasya-Metin Akpınar ikilisinin Devekuşu Kabare'de oynadığı '' Yasaklar'' oyunundaki hicivlerden daha komik olan yasakları sizlerle paylaşmak istedim.

İngiltere'de barlarda sarhoş olmak yasak(Allah Allah nerede sarhoş olacak insanlar,barda olmayacaklar da?!)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...